16 Aralık 2010
Ankaragücü 2 - Fenerbahçe 1 STSL 12/12/2010
PAPAZIN ÇAYIRI - Ankara'da kar başlayınca aklımız Alex'in, kırmızı topu Park tarafındaki ağlara tıkıverdiği o karlı Gençlerbirliği maçına gitti ama, kazın ayağı öyle değilmiş. Fener'in yalancı baskıyla bunalttığı bir devrenin ardından Stanislav Sestak'la iki kere gelen Ankaragücü iki tane atarak ızdıraba ızdırap kattı.
Papazın Çayırı'nın kendi çapındaki işbölümü uyarınca, Fenerbahçe'nin yaptığı resmî maçları raporlamak komşum, yoldaşım ve de maç arkadaşım Medgallis'in işi. Ama Fenerbahçe kaybettiği zaman dış dünyayla olan bağlarını koparan ve futbolla ilgili hiçbir şeyi duymak ve bilmek istemeyen Medgallis için, böylesi maçlardan sonra siteye maç yazısı girmek Alex'in mevkiinde Ali Bilgin'i izlemekten bile daha azap verici, daha yeisli bir faâliyet halini alıyor. İşin kötüsü Medgallis böylesi maçların yazısını girmeyi ihmal edince, Medgallis'ten bilmemkaç deniz mili uzaklıkta olsa da muhtemelen benzer bir azap denizinde yüzmekte olan Pvh dayanamıyor ve üç gün sonra da olsa o maçın yazısını giriyor. Böyle olunca Medgallis Pvh'ye karşı mahcup oluyor, Fenerli iş arkadaşına, ev arkadaşına ve cümle arkadaşına karşı mahcup oluyor, Papazın Çayırı okuyucuları haftanın maçını sitede göremeyince kazan kaldırıyor, Müjdat Yetkiner ve Müjdat Yetkiner yaradılışlı cümle Fenerli rakıya asıldıkça göbekleri günden güne büyüyor, dünyanın çivisi dübelinden çıkıp korkutucu biçimde sallanmaya başlıyor...
Lafın kısası (maç yazısının ikinci paragrafına geçtin daha maçtan bir satır bahsetmedin, bir de üstüne 'lafın kısası' diyerek artistlik yapıyosun) Fenerbahçe'nin Pazar akşamı Ankaragücü'ne 2-1 yenildiği maçı da mahallemizin devasa bahis bürosunun çarşaf gibi ekranlarında Medgallis'le birlikte izledik. Maç bittiğinde, içinde bulunduğu karanlık ruh hali yüzünden o maçın yazısını "siksen" yazmayacağının farkında olan Medgallis, aramızdaki dostluğu kötü emellerine alet ederek, "Hacı ben bugün siksen maç yazısı yazmam, sen yazsana Pvh'ye ayıp olmasın," dedi. Ben salak da, sanki dünyanın en sorumluluk sahibi, en iş bitirici, en Atkinson insanıymışım gibi, "Tamam abi ben yazarım eve gidince," dedim. Bunu derken de gerçekten eve gittiğimde maç yazısını yazacağıma inanıyordum. Bombok bir ruh hali ve süklüm püklüm bir suratla eve gittim ve tabii ki maç yazısını yazmadım, yazmadığım gibi gece 4:30 civarında Medgallis'e bir meyil atarak, aynen şu ifadeleri kullandım:
"hacı ben görevimi yapamadım yav.. eve geldim dolap kurmakla uğraştık.. sonra da çeviride kalan yerleri yapıp onu göndermekle uğraştım.. yarın da eski işyerinden çağırdılar, oraya gitcem.. yarın akşama yapabilirim en erken.. kusuruma bakma"
Pvh'nin sabrının ne zaman taşacağına dair endişeli bekleyiş sürerken, koskoca Pazartesi ve Salı günleri de geçti ve Ankaragücü maçının yazısı siteye girilmedi. Papazın Çayırı'ndaki bu ölüm sessizliğini bozan ise yine Medgallis oldu. Anlatması çok uzun sürecek olan çeşitli sebeplerden ötürü, yaklaşık beş yıldır tanıdığım Medgallis'le ilk kez bu kadar erken bir saatte, Çarşamba sabahı 9:30 civarı bir araya geldik. (Onu en son bu kadar erken saatlerde görüşüm, 75 yaşında manyak bir emekli öğretmenin Pazar sabahı saat 10'da gerçekleşecek olan halı saha maçı daveti vesilesiyleydi.) Neyse, Çarşamba sabahı Medgallis yüzsüzlüğü ele alarak, Ankaragücü maçı yazısını yazmamış olduğumu kısa süren sohbetin arasında bir yerlere sıkıştırıverdi. Hesapça, ben yazıyı yazınca, sanki bütün dünya elini açmış Rehavet'in yazdıklarını bekliyormuş gibi, "Bakın Rehavet'e işte böyle sike sike yazı yazdırdım," diye caka satacakmış. Neyse; ben de salak da, sanki dünyanın en sorumluluk sahibi, en iş bitirici, en Atkinson insanıymışım gibi, "Abi tamam ben yazcam onu bu gece, sen gün içinde Pvh'ye haber ver, yazmasın kesinlikle," demiş bulundum.
Bugün Çarşamba gecesi, saat 22:45 ve ben Ankaragücü maçının yazısını artık yazıyorum:
PAPAZIN ÇAYIRI - Ankara'da kar başlayınca aklımız Alex'in, kırmızı topu Park tarafındaki ağlara tıkıverdiği o karlı Gençlerbirliği maçına gitti ama, kazın ayağı öyle değilmiş. Fener'in yalancı baskıyla bunalttığı bir devrenin ardından Stanislav Sestak'la iki kere gelen Ankaragücü iki tane atarak ızdıraba ızdırap kattı.
Fener iyi de başladı aslında. Mehmet Topuz daha 2. dakikada sağdan aktı, nadiren yaptığı bir şeyi yapıp bakarak ortaladı ama Beni Yak Kendini Yak Mamadou Niang elleyemeyince top tıngır mıngır auta gitti. 6. dakikada geçen sezonki maçı hazırlayan Cristian Baroni, Atakule civarından yaradana sığınıp vurdu ama geçen sezonki golü yiyen Kırıntılı'nın bizim yedek kulübesinde olduğunu unuttu. Senecky bu topu kornere çeldi.
12. dakikada Niang, kulübede endişeli gözlerle maçı izleyen adamın futbolculuk zamanlarını hatırlatan şahane bir plase çıkardı yayın gerisinden, şerefsiz top yarım metre aşağıdan gitmeye gönül indirmeyip direği tokatladı.
Aralarında Emre gibi isitisnaların da olduğu beyaz formalı güzel çocuklar, ilk yarının devamında sağdan soldan vurmaya devam etse de anlamlı bir gol pozisyonu çıkmadı.
Ankaragücü 62. dakikada ilk kez ileriye çıkan Klukowski'nin soldan yaptığı ortaya arka direkte dokunuveren Sestak'la golü buldu: 1-0.
74. dakikada aynı Sestak, yarı sahasından aldı, sabahın üçünde Eskişehir yoluna hız yapmaya çıkmış Çankaya bebesi gibi yaya kadar seyirttikten sonra, Fenerliler'in sabahtan beri yapamadığını yapıp köşeye bıraktı topu. Aksi gibi top da sarıydı: 2-0
Sonlara doğru bir ara gözümüz öbür ekrana kaydı, günahımız kadar sevmediğimiz Ronaldo'nun frikik golünü izleyip takdir ettiğimiz o an, Pazar akşamının belki de tek ferahlık verici ânıydı. Doksan artı bilmemkaçta Beni Yak Kendini Yak Mamadou Niang'ın attığı gol de, gol krallığı listesindeki öylesine bir rakamdan öteye gidemedi. Fenerbahçe, Ankara'da kaybetti!
ANKARAGÜCÜ: 2 - FENERBAHÇE: 1
Stat: Ankara 19 Mayıs
Hakemler: Kuddusi Müftüoğlu, Mehmet Şahan Yılmaz, Mehmet Cem Hanoğlu
Ankaragücü: Senecky, Uğur, Rajnoch, Zewlakow, Klukowski, Turgut (Dk. 64 Mehmet), Kağan, Adem, Gabric (Dk. 58 Theo), Güven, Sestak (Dk. 84 Metin)
Fenerbahçe: Volkan, Gökhan Gönül, Lugano, Yobo, Caner, Mehmet, Emre, Cristian (Dk. 74 Stoch), Alex (Dk. 74 Semih), Dia, Niang
Goller: Dk. 62, 74 Sestak (Ankaragücü), 90 3 Niang (Fenerbahçe)
Sarı kart: Dk. 82 Emre (Fenerbahçe)
Devamı ...
28 Nisan 2010
Türkiye'nin En Büyük "Öteki"si
Daha önce İlhan Cavcav Fenerbahçe’ye PKK benzetmesi yapmıştı, bu sefer başkentin diğer takımından Konstantinopol olma suçlamasını duyuyoruz. Galiba Ankara’da derin devlet müfredatının teşbihle ilgili seminerlerinden fazla etkilenmiş bu kulüp yetkilileri. Aziz Yıldırım’a da “Bizans tekfuru” ya da “bölücübaşı” gibi sıfatlarla seslenilmesini bekliyoruz yakında. Fenerbahçe Kulübü, Ankaragücü Asbaşkanı’nın açıklamasına güzel bir cevap verdi, malum resmi sitede doğru düzgün açıklama görmeye alışık olmayan bir kitle olarak sevindiren bir şaşkınlıkla karşıladık kontra açıklamayı.
Fenerbahçe’yi hakemlere müdahale edip Bizans oyunları oynamakla itham eden adam gözümüzün içine baka baka “kardeş kulübümüz Bursaspor’u şampiyon yapacağız” diyebiliyor. Bir kulübün kendi galibiyetini başkaları için arzulaması spor ahlakı dersi vermek için ayağa kalkmış bu şahsın ne derece spor ahlakına sahip olduğunun en büyük nişanesi. Fenerbahçe’yi yenmeyi kendi kulübünün bir başarısı, şanı, şöhreti gururu için değil kardeş kulüplerinin şampiyonluğu için isteyen bir adama bir hafta önce kafayı fair-play la bozmuş necip Türk medyasından henüz bir ses seda gelmemesi de ne ilginç değil mi.
PVH de belirtmiş bir önceki yazıda, kimsenin Bursa’nın kalan maçlarından bahsettiği yok. Sanırım Bursa sadece Ankara maçını hükmen kazanıyor, diğer maçlarla ilgili bir hükmen galibiyet kararı bu sabah itibarıyla ortada yok. Ama ortada öyle bir durum var ki Bursa zaten bu iki maçı kazanacak havası yaratıldı çoktan. Fenerbahçe’nin oynayacağı rakiplerin ligde hiçbir iddiası olmamasına rağmen zorluğundan dem vurulurken Kayseri ve Beşiktaş maçlarının Bursa için zor maç olabileceğini bir Allah’ın kulu düşünmüyor mu yahu?
Bu oyunu daha önce görmüştük aslında. Şampiyonluğun son hafta kaybedildiği 2006’da yine herkes Fener’in maçlarına odaklanmış Galatasaray’ın oynadığı maçların esamesi bile okunmuyor, sonucu belli maçlar oynanıyormuş gibi bir hava yaratılıyordu. Fenerbahçe ligde son hafta maçını Denizli ile oynarken o sene ligin iyi takımlarından Kayseri’nin Ali Sami Yen’de hiçbir şey yapmaması kimseyi ilgilendirmiyor, hedefsiz takımların böyle oynaması hoşgörülüyordu. Oysa şimdi bakıyoruz Fenerbahçe ile oynayacak hedefsiz takımların maçlara hedefsiz takım gibi çıkmayacağı konusunda yaygın bir görüş hakim. Bursa’nın hedefsiz rakiplerine yine büyük tolerans söz konusu ama Fener’in rakipleri kanının son damlasına kadar oynamalı.
Artık şu ikiyüzlü ahlak bekçilerinin özneye göre konum belirlemeleri çok can sıkıcı bir hal aldı. Tabii ki Fenerbahçe ile oynayacak takım kanının son damlasına kadar mücadele etsin ama aynı mücadele başkalarına gösterilmeyince “hedefsiz takım konsantre olmamaları normal” gibi saçma sapan bir bahaneye sığınılmasın. Türk futbol kamuoyu da Fenerbahçe maçlarının sonucuna göre ahlaki duruş belirleme hastalığından kurtulsun artık.
Galatasaray’ın son iki şampiyonluğunda medyanın haline bir bakalım. 2005-2006’da oyuncularına ödemelerini düzgün yapan bir kulüple oyuncularına para ödemeyen kulüp farkını zengin küstahlığı-fakir mağduriyeti üzerinden kuran ve ikincisini sempatik bulan, 2007-2008 de ise kadrosundaki yabancıları verimli kullanan ile hiç kullanmayan arasındaki ayrımı zengin ruhsuz yabancılarla- aslan gibi Türk çocukları şeklinde ayrıştırıp yine tercihini ikinciden yana kullanan bir duruş. Bu yıl da kahpe Bizans’a karşı tek başına ayakta kalan Anadolu beyliğinin yanında saf tutma telaşesi.
Fenerbahçe’yi kötü adamlıkla özdeşleştirmek seviliyor buralarda. Kulüp yetkilileri de bu çarkı içselleştirdikleri için her zaman en kolayını seçip Fener’e en fazla küfredenin en iyi olacağını düşünüyorlar. Fenerbahçe biraz da bu yüzden en popüler bu ülkede. Türkiye’nin en büyük “ötekisi” olduğu için.
Devamı ...