18 Temmuz 2012
Aziz Yıldırım'ın Ağar Ziyareti Üzerine

Futbol dünyasının pek çok aktörü gibi Aziz Yıldırım’ın da Ağar’ı ziyaret etmesini nasıl okumak lazım? Kendisine yapılan ziyarete nezaketen yapılan bir iade-i ziyaret deyip geçiştirmek mi, yoksa daha geniş çerçeveden eleştirel yaklaşmak mı?
Öncelikle buna değinmeden önce bir rahatsızlık vurgusunu paylaşayım. Aziz Yıldırım’ın yanlış olduğu kabul edilse bile her türlü söylem ve eylemine bir kutsiyet, bir eleştirilmezlik zırhı geçiren bir Fenerbahçeli topluluğu var. “Başkan neylerse iyi eylerci” bu zihniyetin camia içinde ağırlık kazanması Fenerbahçe‘yi gücünü farklı yaşam görüşlerinin ortak tutkusundan alan bir sivil toplum örgütünden ziyade lidere tapan bir cemaate çevirir ki, bu da bizzat Fenerbahçeliler’in zulmünden rahatsız olduğu şeye dönüşümünü beraberinde getirir. Bu kitlenin sayıca artmasını son derece tehlikeli bulduğumu da belirteyim.
Fenerbahçe Başkanı mağdur olduğunda, haksızlığa uğradığında, kulüpten ayağı alicengiz oyunlarıyla kaydırılmaya çalışıldığında ortalığı ayağa kaldırmamız, başkanın şahsını kutsallaştırdığımızı onu eleştiriden azade kıldığımızı göstermez.
Aziz Yıldırım’ın cezaevi çıkışı sonrası kamuoyuna yansıyan ilk işinin Ağar’ı ziyaret olması şüphesiz ki pek çok Fenerbahçeli için hayal kırıklığı olmuştur. Kendisine süreçte destek veren taraftara seslenmeden, kendisinden helallik isteyen, cenazesine katılamadığı Lefter’in mezarına gitmeden, Ağar’ı ziyarete koşmak Aziz Yıldırım’ın öncelik listesinin trajikliğini gösterir.
Taşıdığı bu sembolik anlamın dışında “mücadelemiz zulum ve zalimledir” diyen birinin, 90’lı yılların bütün karanlıklarında köşe başında bulunmuş biriyle dost olması da kolaylıkla içe sindirilebilir bir şey değildir. Hadi Türkiye’nin günlük sorunlarıyla ilgilenmiyorsun, Ağar’ın insan hakları sicili falan umurunda değil bari sportif alana müdahalesinden doğrudan zarar görmüş bir kulüp başkanı olarak Uefa Kupası resmine girecek kadar ezeli rakibinin “kolaylaştırıcı” rolüne soyunmuş bir insana karşı biraz daha mesafeli olunur. “İade-i ziyaret işte ne kadar büyüttünüz” diyenlere Ağar’ın Radikal’deki röpörtajında başkanla çok iyi dost olduklarını vurguladığını, geçen sene Topuk Yaylası açılışına Ağar’ın başkanın davetlisi olarak katıldığını da not düşelim.
Fenerbahçe taraftarı 3 Temmuz sürecinden, kendisine sunulan verili doğrulara itiraz etmeyi, sorgulamayı, hakkını aramayı ve tekil taraftar olarak kamuoyunu etkileyebilme kabiliyeti olabileceğini öğrendi. Şimdi süreç az çok bitti diye bütün bu öğrendiklerimizi bizi güçlü kıldığını gördüğümüz, tecrübe ettiğimiz değerleri bizzat kendi içimizde de işletmekten geri kalmamamız lazım.
Her eleştiriyi hainlik, her ayrı fikri zorla yola getirmeye çalışan bir bakış açısı ne bu kulübü ne bu ülkeyi istediğimiz düzeye getirir. Birisi savunulması gereken bir mağduriyet içindeyse kimliğine, protokoldeki yerine, kişisel kin ya da sevgimize bakmadan onu savunmak, eleştirilmesi gereken bir eylem ya da tutum içindeyse yine aynı kişisel saikler gözetmeden eleştirmek en basit ahlaki yükümlülüktür.
Biz hiçbir kişiye cemaate, kuruma biat etmeden Aziz Yıldırım’ı haklı buluyorsak desteklemeye ,haksız buluyorsak eleştirmeye devam edeceğiz. “3 Temmuz’dan önce Aziz Yıldırım’ı eleştiriyordunuz şike davası süresince niye savunuyorsunuz” diye soranlarla “3 Temmuz’dan sonra Aziz Yıldırım’ ı savunuyordunuz şimdi ne oldu” diye soran ve aklınca çelişki yakaladım sanan, eleştirinin ya da savunmanın eyleme değil kişiye yapıldığını düşünen, kendi işlerine güçlerine, ya da takımlarına adadıkları zamandan çok Papazın Çayırına laf yetiştirmeye ömrünü adamış aptallara hatırlatmak lazım. Bir gün siz de mağdur olursanız “abi onlara aptal diyordunuz şimdi niye savunuyorsunuz” sorusuna muhatap olacak olsak bile sizi de savunuruz.
Devamı ...








