3 Temmuz 2012

Mahkeme Neyi Tescil Etti?


Bir yıldır süren çadır tiyatrosu dün öğlen pek de alışık olmadığımız “hata yaptıysak Yargıtay’da düzelir, hakkınızı helal edin” temalı bir hakim girizgahıyla sona erdi. Mahkemenin bu kadar büyük bir toplumsal çalkantıya sebep olmuş bir davada bir yıldır tutuklu bulundurduğu insanlar ortadayken bu süreçte zaten beraat kararı vermesini beklemek aptallık olurdu. İddianamenin yüzde seksenini oluşturan telefon dinleme kararlarının 6222 sayılı kanun yürürlüğe girmeden önce yani ortada bir suç yokken alındığı ortadayken bu temel üzerine yapılmış bir soruşturma ve kovuşturmadan hukuki bir sonuç beklemek de komedi olurdu elbette.

Şimdi Türkiye’de ortada Fenerbahçe aleyhine bir mahkeme kararı olunca mal bulmuş mağribi gibi bu kararın üzerine abanacak çok sayıda nefret ideolojisi neferi insan var. Bunların mantıklarına göre her türlü iktidar mücadelesinden bağımsız “Yüce Türk Adaleti” Fenerbahçe’nin şikeci olduğunu tescilledi.

Bunların, soruşturmanın başlatılmasından davanın son gününe kadar yapılan usulsüzlükleri listeleyip önlerine koysak da görüşleri değişmeyecek. İddianamenin temelini oluşturan telefon dinleme izni hukuksuz, ÖYM’nin kendi görev alanına girmeyen bir davaya bakması hukuksuz, savcının psikolojik baskıyla, emniyetin fiziksel darpla aldığı ifadeler hukuksuz, ortada para transferini ispat eden tek delil yok, buna karşın Trabzon hakkında teşvik primi teklifi alındığını Sivas başkanı mahkemede söylüyor, mahkemede sanık sıfatıyla bulunan Trabzon’un yöneticileri şaka yaptık, gırgır amaçlı falan diye ifade veriyor ve bütün bunların olduğu bir sürecin sonunda çıkan karar Fenerbahçe’nin şikeci olduğunu tescil ediyor.

Siz nefret yüzünden beyni erozyona uğramış insanlar olabilirsiniz de biz bu sistemden adil bir sonuç, hukuka uygun bir karar bekleyecek kadar salak değiliz. Adorno’nun yanlış hayat doğru yaşanmazından mülhem diyelim “yanlış yargılamayla doğru karar verilemez”
Yargı, dolayısıyla hukuk, kitabi olarak diğer erklerden bağımsız olma durumundaysa bile tarih bize bunun böyle olmadığını ispat eden binlerce örnekle dolu. Özellikle bu topraklarda hukuk her zaman meşruiyetin gücünü değil gücün meşruiyetini temsil etti. Egemen gücün en önemli “idelojik aygıtı” olarak işlev gördü. Özellikle son anayasa değişikliği referandumundan sonra egemen gücün artık geri döndürülemez biçimde dönüşümüyle hukuka egemen olan Kemalist- laik- devletçi kliğin tasfiyesiyle hukuk yeni efendilerinin dümenine geçti. Bülent Arınç’ın veciz ifadesiyle yaradan verdikçe veriyor, Kemalist iktidar blokunun yerine muhafazakar blok toptan el koyuyordu.

Türkiye’de hukuk 2010’dan önce siyasiydi ama şimdi hukuki oldu diye bir salaklığa düşecek kadar aptal olmamak lazım. Geçmişte Atilla Yayla’ya Atatürk’e "bu adam" dedi diye açılan dava ne kadar hukukiyse bugün Fazıl Say’a dine hakaret etti diye açılan dava o kadar hukukidir. Anayasa mahkemesi’nin 2007’deki 367 kararı ne kadar siyasiyse bugün KCK Davası da o kadar siyasidir. Yani Kemalistler hukuku nasıl araçsallaştırıp yeri geldiğinde siyasallaştırıyorlarsa bugünkü egemen güç /cemaat de aynı ölçüde üstelik polisle kanka olarak hukuku bir linç malzemesi olarak görüyor.


Ümit kırıcı olan şeyse yukarıda anlatmaya çalıştığım şeylerden çok başka bir şey. İnsanların sırf zulüm gören kendileri değil, ve o dava kendilerine dokunmuyor diye linç korosuna katılma istekleri.Bugün Aziz Yıldırım’a haksızlık yapıldığını, ÖYM’lerin operasyon mahkemesi olduğunu söyleyen birisi beş dakika sonra aynı mahkemenin Van Belediye Başkanı’nı tutuklamasına ses çıkarmıyor. Balyoz davasındaki kanıt CD lerine sonradan ekleme yapıldığını duyup soruşturmayı yapan polislerden şüphelenen bir ulusalcı Galatasaraylı şike davasında Baransu’yu referans alacak kadar kendinden geçebiliyor. Bugün sokakta çevirsek Türkiye’deki adalate inanmadığını söyleyen bin tane adam "mahkeme tescil etti Fenerbahçe şikeci" diye zafer çığlıkları atabiliyor. Toplumun etik değerleri bir yana bırakıp nefretleri doğrultusunda kompartmanlaştığı bir ülkede bütün bu adalet kisvesi altındaki zulümler tabii ki devam eder.

Sivas’ta insanları yakan otelden iki sokak ötede 20 yıl yaşamış adamı bulamayan, Hrant Dink cinayetinde örgüt bulamamış, parasız eğitim isteyenleri 11 yıl, Kürtçe eğitim isteyeni 7 yıl hapse mahkum etmiş, seçilmiş belediye başkanlarını, sendikacıları sudan delillerle içerde tutan bir ideolojik aygıt haline gelmiş bir sistem Fenerbahçe’ye leke falan süremez. Bana Türkiye’de son 50 yılda sonucu halkın vicdanında kabul görmüş bir tane toplumsal dava gösterin de vay be "Ankara’da hakimler varmış" diyebileyim. Yassıada Mahkemesi’nden, Dep’lilerin yargılanmasına, Sivas katliamından, Hrant Dink suikastine, Malatya’daki misyoner cinayeti davasından, Dev-Yol davasına hangi dava sonucu bizim vicdanınızı tatmin etti de şike davası tatmin edecek.

Bugün bir yıldır Fenerbahçe'ye yapılan sistematik zulme "objektif" kalan bu garip cenah şöyle bir paranoyak ruh haliyle bütün şike sürecini izledi. Onlara göre Türkiye’de yargı felaketti, ÖYM’ler kötüydü, Balyoz, Ergenekon KCK falan hepsinde acayip hak ihlalleri vardı ama şike davasını İsviçreli bir savcı ve Lüksemburglu bir hakim heyeti yürüttüğü, kolluk kuvvetleri CSI Miami ekibinden olduğu için o dava sorgusuz sualsiz meşruydu. Nefretleri ideolojisini esir almış, beynini hıncına teslim etmiş, linçseverliği objektiflik diye pazarlayan paranoyak gruptan da elbette şike davasını bir fanus içinde ülkede bütün çarpıklardan azade bir örnek dava olarak görmelerine ve mahkme şikeyi tescil etti diye sevinmelerine şaşırmadık.

Dünkü mahkeme kararı Fenerbahçe’nin lekeli olduğunu tescil falan edemez. Bu mahkeme kararı da bundan önceki pek çok mahkeme kararı egemen güç değişince tarihin çöplüğündeki yerini alacak. Türkiye’de hukukun tarihi aslında bir hukukzuluklar tarihidir. Ve dün mahkeme başkanının kararı açıklarken ki girizgahı aslında 1961’de Menderes’i ipe götüren kararı imzalayan Salim Başol’un söylediklerine benzerdir. “Yassıada’ya sizi tıkan irade bunu istiyor" cümlesini 50 sene sonra “ Metris’e sizi tıkan irade bunu istiyor” şeklinde de okuyabiliriz.

Cezaevleri değişir mağdurlar ve failler de değişir, dünün mağdurları bugünün efendileri de olabilir, ama Türkiye’de değişmeyen tek şey hukukun bir linç aracı olarak hüküm gördüğüdür. Artık kendimizi daha da aptallaştırıp "Yüce Türk Adaleti", "adalete güveniyoruz" gibi saçma sapan fetişleşmelere girmeden bu ülkeden bir şey beklememek gerektiğini kendimize itiraf edelim. Dünkü mahkemenin tescil ettiği tek şey bu ülkede Adalet Ağaoğlu dışında söyledikleri ciddiye alınacak bir “adalet”in olmadığıdır.

Devamı ...