10 Haziran 2010

Dünya Kupası Başlarken



Bir Dünya Kupasını daha göreceğiz ölmez sağ kalırsak 24 saat içinde. Biz futbolsever faniler ömrümüze çentik atılan dört yıllık periyotlardan bir tanesini daha idrak ediyoruz. 8 yaşında adam akıllı futbol izlemeye başlasak ve ortalama ömür 70 yıl desek 15-16 dünya kupasını kanlı-canlı seyretme olanağımız var demektir. Bu benim gördüğüm 6. dünya kupası. Demek ki yolun üçte birinden fazlasını geçmişiz hicri futbol takvimine göre.

Artık eskisi gibi merak ettiğimiz, ismini duyduğumuz ama kendisini izlemek için geniş zamanlar bulamadığımız yıldızları görme sahnesi değil Dünya Kupası. Haftada üç kez Messi’yi canlı canlı koltuğumuzda görüyoruz. Robben’i, Drogba’yı, Rooney’i neredeyse kendi yerel liglerimizdeki futbolculardan daha fazla biliyoruz. Ancak sahnenin farklı olması yine de başka bir merak katıyor. İsmini duyduğumuz, şöhretini bildiğimiz bir oyuncuyu izlemenin merakından ziyade, çok iyi bildiğimiz bir oyuncunun efsane olmak için herkesin geçmek zorunda olduğu bir sahnede ne yapacağını merak ediyoruz daha çok.

Hatırladığım ilk futbol organizasyonu 1988 Avrupa Şampiyonasıydı. Doğal olarak da ilk futbol anıları turuncuya çalan herkes gibi o gün bugündür uluslararası turnuvalarda Hollanda’yı tutarım. 1990 Dünya Kupasındaki Hollanda-Mısır maçında Müslüman diye Mısır’ı destekleyen çevremdekilere laik birisi olduğum için değil Gullit’in Van Basten’in olduğu bir takım nasıl tutulmaz diye tepki gösterdiğimi hatırlarım. Bu turnuva için hayalim Hollanda’yla Arjantin’in finalde karşılaşması ve Hollanda’nın 1978’in rövanşını alması.

Egemen doktrinin her alanda içselleştirmeye çalıştığı “kaybedenleri kimse hatırlamaz tarih kazananları yazar”a inat tüm zamanların en yakışıklı final kaybedeni 1974 ve 1978 Hollandasıdır bence kim ne derse desin. 2000 ve 2002'deki penaltılarla kaybedilen iki yarı final de yine şövalye kaybedişidir. Delice defans yaparak değil çatır çatır top oynayarak kaybedilmiştir.

Artık eskisi gibi takımların kadrolarını ezberlemiyorum, Dünya Kupası defterleri tutup her maç golleri, kartları falan yazmıyorum, ama yine de eski yoğunlukta olmasa da dünyanın bütün futbolseverleriyle aynı noktaya odaklanacağımı bilmek heyecan verici. Aynı yıl içinde hem futbol hem basketbol hem de kadın voleybolda Dünya Şampiyonası olunca yıllık izini de nerede kullanacağını şaşırıyor insan. Honduras hükümeti gibi maç saatlerine göre mesai saatlerini ayarlayan bir hükümetimiz de yok maalesef. Mesai saatine denk gelen 14:30 maçları yüzünden 4-5 maç kaçıracağız ama ne yapalım telafi ederiz onları da. Bol sürprizli bol gollü ve Hollanda’nın şampiyon olduğu bir Dünya Kupası diliyorum. Herkese iyi seyirler.
Devamı ...

23 Haziran 2008

İnsanın Bahtı Olsun


totalturkishfootball

Fotoğraftaki kontrast acımasız. Ancak bu acımasızlık kesinlikle fotoğrafın seçiminden kaynaklanmıyor, kolajı yaratan olaylar dizesi de fotoğraflar kadar acımasız. Hollanda çok güzel bir maç sonunda, hiç de fena oynamayarak evine döndü. Ellerinde her şey vardı, birinci sınıf oyuncular, düzenli ve işleyen bir sistem, iyi bir teknik direktör ve herkesin imreneceği bir futbol. Eksiklikleri yalnızca şanstı. Bizimse hiçbir şeyimiz yoktu, tartışılan bir kadro, sakat oyuncular, belirsiz bir sistem ve aksi bir teknik direktör. Sahip olduğumuz tek şey şanstı. Onun ne kadar belirleyici olduğu da neticede ortaya çıktı, Türkiye yarı finalde, Hollanda evine.

Turnuva istatistikleri önümüze bazı somut veriler sunuyor. Hollanda grup maçlarında 10 gol atmış, 78 şut çekmiş, 32’si ceza sahası içinde. Toplam 2166 pas vermişler %79’u sahibine ulaşmış. Bunlarınsa yalnızca 356’sı kısa pas. 33 orta yapmışlar, maç başına 8 ve bu ortaların %21’i hedefi bulmuş.

Türkiye ise 3 maçta 6 gol atmış. 44 şut çekmiş. Ceza sahası içerisinde çektiğimiz şut sayısıysa dört Hollandalı Futbolcunun çektiği şut kadar: 19. Milli takımın yaptığı 1756 pasın 405 tanesi kısa pas. Ortalardaysa Hollanda’yı geçiyoruz, 45 orta yapmışız %27’si hedefi bulmuş.

Hollanda’nın forvet hattı için kadroya çağrılan altı futbolcunun iki tanesi Real Madrid’de, biri Liverpool’da diğeri ise Arsenal’de oynuyor. Kalanlar ise Ajax ve Celtic’de oynayan Klaas Jan Huntelaar ile Jan Vennegoor of Hesselink. Türkiye’nin forvet hattında ise üç oyuncu var ve Villareal’de oynayan Nihat şimdiden evin yolunu tuttu.

Kadro derinliği açısından da Hollanda Türkiye’ye göre çok daha avantajlı. Örneğin Türkiye’nin stoper mevkiinde oynayabilecek 4 oyuncunun yarısı turnuvanın başında dahi sıhhatli değildi. Emre’nin sakatlığı ile şimdi bu mevkide oynayabilecek futbolcu bulamıyoruz. Buna karşın Hollanda ikinci 11’i ile de Romanya’yı rahatça geçebiliyordu.

Bu rakamların yanında ölçülemez bir gerçeklik olarak Hollanda’nın oynadığı futbol var. Türkiye bu futbolun hastasıdır. Türkiye’nin katılmadığı her turnuvada Hollanda veya Brezilya’yı tutan büyük bir popülasyonun gösterdiği şey, ince, teknik hızlı ve hücüm düşünen bir anlayışı başımıza taç yaptığımızdır. Hollanda bu futbolun Euro2008’deki en iyi temsilcisiydi. O futbolu izleyen herkes gıptayla birbirine anlatıyordu. Bizdeyse yalnızca drama var. 70. Dakikaya kadar bunalım geçireceğimiz, sıkıntıdan patlayacağımız maçlar bambaşka bir heyecan ve drama içerisinde sonlandı. Nasıl olduğunu kimsenin anlayamayacağı metamorfozlar geçiren takım her maç son dakikalarda ve hatta saniyelerde küllerinden doğdu. Türk futbol takımının oynadığı futbola herhangi bir futbol sistemini benzetmek haksızlık, bizimkisi yalnızca büyük bir kaos.

Şimdiyse Türkiye yarı finalde ve Hollanda orada yok. Futbol asla adil bir oyun olmadı biliyoruz, istatistikler futbolda hiçbir şey ifade etmiyor, öğrendik ama şu delikanlı gibi futbolun yarı finalde olmaması futbol adına da hepimize yeni bir şey öğretiyor, şan, şöhret, para, sistem yerine insanın bahtı olsun.
Devamı ...