30 Haziran 2008

EURO 2008 Finali


final01

Turniermannschaft vs Espana

torres

“Harika bir his. Gerçekten başardığımıza inanamıyorum. Bana öyle geliyor ki İspanya’ya dönene kadar da olanları tam olarak anlayamayacağız.”
Fernando Torres, 24, Futbolcu

final

“İzleyemiyorum, inanamıyorum, gerçekten hak ettiler”
Eva Lumbreras, 38, Öğretmen

bastian

“Eve dönüp, çalışıp, kendimizi geliştirmeliyiz.”
Joachim Löw, 48, Teknik Direktör

aragones

“Genelde ne hissettiğimi göstermem, yapım bu, ancak bugün kimi oyuncumlarımın yaptığı şeyler beni duygulandırdı.”
Luis Aragones, 69, Teknik Direktör

aragones

Ağlıyorum, bunun için tam 44 sene bekledik. Ne yapabileceğimizi göstermemiz gerekiyordu ve gösterdik.”
Hector Lopez, 28, Telefon mühendisi

kupa

“Campeones”
Marca, 70, Gazete

solen

“Bu yalnızca başlangıç, en iyisi önümüzde duruyor. Şimdi Dünya Kupası için çalışacağız.”
José Luis Rodríguez Zapatero, 47, Başbakan
Devamı ...

26 Haziran 2008

Şekspiryen Final


grtr

Polonius’u öldüren Hamlet, Leartes tarafından öldürülür. Büyük bir drama gene kendisine yakışır şekilde Şekspiryen bitti. Akıl almaz bir futbol, bir tür çılgınlık, mucizeler ile taçlanarak futbola inanan herkesin, futbol ilahlarına da biat etmesini sağlamışken, sistem metafiziğe galabe çaldı. Kılıçla son anda öldüren Hamlet, son anda kılıçla öldü. Herkesin aklında Gary Linekeer var, “Futbol 22 kişinin oynadığı ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur”, sadece 4 dakika yakındık.

Dramaya uygun son ise Matta’dan geliyor, biz teşekkür ederek sahneyi terk edelim:
“Matta 26
51 İsa'yla birlikte olanlardan biri, ani bir hareketle kılıcını çekti, başkâhinin kölesine vurup kulağını uçurdu.
52 O zaman İsa ona, «Kılıcını yerine koy!» dedi. «Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek.
53 Yoksa Babamdan yardım isteyemez miyim sanıyorsun? İstesem, hemen şu an bana on iki tümenden fazla melek gönderir.
54 Ama böyle olması gerektiğini bildiren Kutsal Yazılar o zaman nasıl yerine gelir?”
Devamı ...

23 Haziran 2008

İnsanın Bahtı Olsun


totalturkishfootball

Fotoğraftaki kontrast acımasız. Ancak bu acımasızlık kesinlikle fotoğrafın seçiminden kaynaklanmıyor, kolajı yaratan olaylar dizesi de fotoğraflar kadar acımasız. Hollanda çok güzel bir maç sonunda, hiç de fena oynamayarak evine döndü. Ellerinde her şey vardı, birinci sınıf oyuncular, düzenli ve işleyen bir sistem, iyi bir teknik direktör ve herkesin imreneceği bir futbol. Eksiklikleri yalnızca şanstı. Bizimse hiçbir şeyimiz yoktu, tartışılan bir kadro, sakat oyuncular, belirsiz bir sistem ve aksi bir teknik direktör. Sahip olduğumuz tek şey şanstı. Onun ne kadar belirleyici olduğu da neticede ortaya çıktı, Türkiye yarı finalde, Hollanda evine.

Turnuva istatistikleri önümüze bazı somut veriler sunuyor. Hollanda grup maçlarında 10 gol atmış, 78 şut çekmiş, 32’si ceza sahası içinde. Toplam 2166 pas vermişler %79’u sahibine ulaşmış. Bunlarınsa yalnızca 356’sı kısa pas. 33 orta yapmışlar, maç başına 8 ve bu ortaların %21’i hedefi bulmuş.

Türkiye ise 3 maçta 6 gol atmış. 44 şut çekmiş. Ceza sahası içerisinde çektiğimiz şut sayısıysa dört Hollandalı Futbolcunun çektiği şut kadar: 19. Milli takımın yaptığı 1756 pasın 405 tanesi kısa pas. Ortalardaysa Hollanda’yı geçiyoruz, 45 orta yapmışız %27’si hedefi bulmuş.

Hollanda’nın forvet hattı için kadroya çağrılan altı futbolcunun iki tanesi Real Madrid’de, biri Liverpool’da diğeri ise Arsenal’de oynuyor. Kalanlar ise Ajax ve Celtic’de oynayan Klaas Jan Huntelaar ile Jan Vennegoor of Hesselink. Türkiye’nin forvet hattında ise üç oyuncu var ve Villareal’de oynayan Nihat şimdiden evin yolunu tuttu.

Kadro derinliği açısından da Hollanda Türkiye’ye göre çok daha avantajlı. Örneğin Türkiye’nin stoper mevkiinde oynayabilecek 4 oyuncunun yarısı turnuvanın başında dahi sıhhatli değildi. Emre’nin sakatlığı ile şimdi bu mevkide oynayabilecek futbolcu bulamıyoruz. Buna karşın Hollanda ikinci 11’i ile de Romanya’yı rahatça geçebiliyordu.

Bu rakamların yanında ölçülemez bir gerçeklik olarak Hollanda’nın oynadığı futbol var. Türkiye bu futbolun hastasıdır. Türkiye’nin katılmadığı her turnuvada Hollanda veya Brezilya’yı tutan büyük bir popülasyonun gösterdiği şey, ince, teknik hızlı ve hücüm düşünen bir anlayışı başımıza taç yaptığımızdır. Hollanda bu futbolun Euro2008’deki en iyi temsilcisiydi. O futbolu izleyen herkes gıptayla birbirine anlatıyordu. Bizdeyse yalnızca drama var. 70. Dakikaya kadar bunalım geçireceğimiz, sıkıntıdan patlayacağımız maçlar bambaşka bir heyecan ve drama içerisinde sonlandı. Nasıl olduğunu kimsenin anlayamayacağı metamorfozlar geçiren takım her maç son dakikalarda ve hatta saniyelerde küllerinden doğdu. Türk futbol takımının oynadığı futbola herhangi bir futbol sistemini benzetmek haksızlık, bizimkisi yalnızca büyük bir kaos.

Şimdiyse Türkiye yarı finalde ve Hollanda orada yok. Futbol asla adil bir oyun olmadı biliyoruz, istatistikler futbolda hiçbir şey ifade etmiyor, öğrendik ama şu delikanlı gibi futbolun yarı finalde olmaması futbol adına da hepimize yeni bir şey öğretiyor, şan, şöhret, para, sistem yerine insanın bahtı olsun.
Devamı ...

22 Haziran 2008

Futbol Mucizeler Yaratabilir Ancak Onları Açıklayamaz


sabriardasemih

Sanırım biz de şoku atlatamadık. İsviçre maçı mucizeydi, Çek maçıysa Tanrıların. Ancak bu maçlar bile Macaristan dramasına bizi hazırlamaya yetmedi. Dakika 119, İstanbula dönüyoruz. Dakika 120 Yarı Finaldeyiz. Futbol açısından maçın yorumunu burada bulamayacaksınız. Kendi adıma kimseyi kandırmak istemem. Buna karşın maçtan sonra dönen ufak bir muhabbet aşağıda, bence iyi özetliyor:

"Aethe- Biliyorsun Almanların II. Dünya Savaşındaki sloganlarından biri de “Gott mit uns” idi, Tanrı bizim yanımızda.
Olgu- Bence başka birini bulsalar onlar için daha iyi olacak."
nokta.
Devamı ...

16 Haziran 2008

Bazı Maçlar Tanrı'ya Aittir


cech

Dk.86 - Çek Cumhuriyeti 2 - Türkiye 1
Dk.90 - Çek Cumhuriyeti 2 - Türkiye 3

Futbolu bu yüzden seviyoruz. Bazı maçlar bizden çok Tanrı'ya aitler...



Devamı ...

13 Haziran 2008

Son Derece Orijinal Türko Reklamı



Tvlerde sürekli dönüyor, görmemek imkansız. Şaşırtıcı derecede agresif ve köşeli hatlara sahip, diesel yağ ile çalışan yürrrekleri ile milli takım, eklem yerlerindeki civatalarından beklenmeyecek bir atiklikle toplu halde yerlere vuruyorlar. Onlar artık soyunma odalarında şamanist ayinler yapan birer cyborg. Onlar soyunma odasının önünden geçenlerin yüreklerine korku salan “Türko”lar. Amma velakin, bu “stilizasyon” pek de yeni bir fikir değil, Türko’dan önce Colossus var.

X-Men’lere aşina olanlar bilecekler, nitekim sözlükte de defaten yazılmış, X-Men’de bizim çocuklardan daha robotik olmasın Colossus nam bir şahsiyet vardır. Esas adı Piotr Nikolaivetich Rasputin olan Rus vatandaşı bu şahıs çeşitli sebeplerle robotlaşmış bir mutant olarak X-Men ekibine katılmıştır. Len Wien ve Dave Cockrum tarafından yaratılan bu karakter 1975 senesinden beri X-Men çizgi romanlarında arz-ı endam eder ve tipi şu yukarıda gördüğünüz gibidir. Aynı Türko. Yalnızca futbol sahalarında diesel yüreği ile oynayıp milli onuru yükseltmek yerine dünyayı kurtarmak gibi işlerle uğraşan versiyonu.

Bir reklam kampanyasından beklentilerimiz arasında inanılmaz orijinal olması artık yer almıyor. Dünyada söylenebilecek her şey söylendi ve bundan sonra varyasyonları görmeye alışmamız lazım. Ancak varyasyonun da fikri – sinai hukuk düzleminde bir ahlakı bulunduğunu da atlayamayız. İki üretilmiş eser arasında bu derece çarpıcı ve çok sayıda benzerlik bulunuyorsa artık varyasyon intihal haline gelmiş demektir. Burada bir fikri mülkiyetin tek taraflı olarak hırsızlığından bahsedebiliriz. Futbolcuların restilizasyonu tam 33 senedir bütün dünyada ve Türkiye’de satılan bir romanın kahramanına renk seçiminden, köşeli hatlarına kadar bütün yönleriyle benziyorsa “varyasyon” özgün bir esinlenme sınırını çoktan geçmiş demektir. Bu yalnız “intihal” eleştirisine tabi de tutulmaz, can sıkıcı derecede özdeşlik insanlarda reklamın amaçlarından biri olan “sempati yaratma”yı da imkansız hale getirir.

Gerçi bu reklam kampanyasında sempati yaratma gibi bir amaç olmadığı da en baştan gözüküyor. Köşeli hatlı ve aşırı sert futbolcu stilizasyonu, pompalı yürek zoomuyla beraber vurgunun “mücadele”den ziyade şövenist, hamasi milli edebiyata olduğunu gösteriyor. Toplu halde ayin gibi yerlere vurup, şarkı eşliğinde dizlerini döven robotik türkolar, herhalde “mücadele” veya “azmi” göstermenin ötesinde de bir şeyler göstermektedir. Zira mücadele ve azim insani hislerdir, bunlarda “aşırılık”, “fanatizm” olduğu zaman mücadele ve azim yerine aşırı bir hırs ve hatta kavga kelimelerini kullanırız. Türko reklamına bakıldığında ikinci seçenekler daha uygun gibi, futbolcuların azim ve kararlılığı robotik bir fanatizm, güçleri titanyum alışım, yürekleri pompalı olarak lanse ediliyorsa oluşan bu “aşırı” durum daha çok savaşçı hatta vandal bir portre ortaya çıkarmakta. Bunun da sempati yaratmaktan ziyade Kurtlar Vadisi gençliğine gaz verme amacına daha uygun olduğu söylenebilir.

Kampanyanın bir diğer yönü de atasözümüz haline gelen “kendimizi iyi tanıtamıyoruz” cümlesiyle pek uyumlu olmaması. Barbar türk imajından bu kadar rahatsız olan bir toplumun milli takımının robotik bir fanatizme sahip, toplu halde yerleri döverek ışıkları patlatan bir soyunma odası seansıyla halka lanse edilmesi herhalde makul ve rasyonel ölçütlerde “aşırı” kabul edileceği gibi “barbar” olarak da telakki edilebilir. Bu hırs, bu aşırı bilenmişlik nedir? Bir ölüm kalım mücadelesine yakışacak bu adanmışlık medeni bir davranış olarak düşünülebilir mi yani? Barındırdığı ölçüsüzlük medeniyetin köşe taşlarından makuliyet ile bu kadar teğetken bu kampanyanın amacının neyi göstermek olduğu da iyice belirsizleşiyor. Türke türk propagandasını bir de robotik şekillendirmelerle, Colossus dizaynlarıyla, mutant rus benzetmeleriyle yapsak daha verimli olur diye mi düşünüldü?

Üçüncü yön ise reklam kampanyasını yapan ana sponsorun itibarı. 12 Dev Adam güzel bir projeydi. Birincisi espriliydi. İkincisi seçilen şarkı eğlenceliydi ve üçüncüsü reklam filmleri toplumun bütününü basketbol etrafında kapsıyordu. Tren garlarından gelen toplar milli takımın etrafında buluşurken hoş bir enstantane görüyordu gözümüz. Garanti bankası tüm Türkiye’yi birleştiren böyle bir somut durumun arkasındaki sponsor olarak da buradan itibar kazanmıştır. Tatlı, neşeli, hoş ve esprili bir şey yapmış pozitif hislere negatif hislere oranla daha fazla hitap etmiştir. Oysa bu kampanya tamamen negatif duygulanımlara hitap ediyor. Öfke, düşmanlık, sinir, agresyon, cyborg stilizasyonu ortalığı patlatan köşeli adamlar, top taşıyan çocuklara dudak uçuklatan empati kurulması imkansız yaratıklar bir bankanın temel stratejisiyle ne ölçüde uyumlu olabilir? Buradan Garanti Bankası’nın insanları insanlıktan çıkardığı sonucuna mı varmalıyız? Bir başka yönse şu, kamuoyuna sunulan bir reklam kampanyası 33 sene önce yapılmış, bitirilmiş bir uygulamaya bu kadar özdeşse ana sponsorun orjinalliği, özelliği nerede kalıyor? Banka nalına mıhına proje hazırlayacak kadar özensiz bir yer mi?

Kampanya bütünüyle başarısız, temel bütün özellikleri atlayıp, kendi hedef grubu olarak gaz verebileceği çocuklara yönelmiş. Ana sponsorun itibarını arttıracağı ve sponsorluk yapılan olguya sempati yaratacağı yerde bunların tam aksini yapmak konusunda büyük bir isabet sergiliyor.

Ama insan yine de sormadan edemiyor, Colossus ne ya?

Mutant ettiniz gül gibi çocukları.
Devamı ...