15 Ağustos 2011
Polis bu bulguları neden topladı?
Şimdi tabi izlediniz, görüntü komik. Belgeler uçuşuyor filan. Yanda Judge Baransu, laptopuyla oynuyor. Egzantrik. Ancak Gökmen Özdenak'ın sorduğu soru da bir cevabı hak ediyor, "10 aydır polis neden çalıştı, hala federasyon zaman çalmaya çalışıyor" Şunu diyor yani, polis bu kadar çalıştı, yüreğini koydu, ancak federasyon delilleri yetersiz buldu karar vermedi. Bu nasıl iş? Anlatalım.
1- Polisin işi bu.
Tabi Gökmen Özdenak polisin hayırhane bu işi yaptığını zannediyor olabilir ama şaşırtıcı gerçek, polisin vazifesi zaten bu. Adli kolluk hizmeti sunmak. Bak ilgili kanunlarda ne diyor:
CUMHURİYET SAVCISININ GÖREV VE YETKİLERİ
Madde 161 - (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki Maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.
(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
Polis vazife ve selahiyetleri kanununda da şu ifade var,
Ek Madde 6 - Polis, bu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir.
Yani polisin işi bu zaten. Polis başlayan bir soruşturma sırasında, savcının emirleri ve gözetiminde bulguları toplamak ve diğer kanunen verilen görevleri yapmak zorunda. Bu görevini ifa etmiş.
2- Adli makamlar hiçbir durumda polisin tespitleri, bulguları veya düşünceleri ile bağlı değildir
Önce savcı açısından olaya bakalım. Polis zaten savcı emrinde soruşturma safhasında adli kolluk hizmeti sunar. Savcı polis tarafından önüne konulan her bulguyu değerlendirmeyebilir, bazı bulguların veya polis tarafından aktarılan görüşlerin, gerçekle bağdaşmadığını veya iddiaları desteklemediğini düşünebilir. Dolayısıyla iddianamesini hazırlarken polis tarafından önüne konulan her şeyi oraya koymak zorunda değildir.
Soruşturma safhası zaten iddianamenin kabulüne kadar geçen safhadır. Bu safhada, savcı iddianamesini hazırlamak için adli kolluk hizmetiyle birlikte çalışır, leyhe ve aleyhe delilleri toplar, değerlendirir. Bu safha bitip de iddianamesi hazırlandığında da mahkemeye sunar, şayet mahkeme kabul ederse kovuşturma safhası başlar.
Ama savcı illa dava açılmasını talep etmek zorunda da değildir. Bak ne diyor Ceza Muhakemeleri Kanunu
madde 172 - Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
Gökmen Özdenak'ın kalbi dayanır mı bilmem, savcı kovuşturmaya yer olduğunu düşünse dahi, bu da mahkemeyi bağlamaz. Mahkeme de iddianemeyi iade edebilir. Polis o kadar çalışıyor, savcı iddianame hazırlarken değerlendiriyor, yetmiyor iddianamesini hazırlıyor kovuşturmaya yer olmadığını düşünüyor ama mahkeme iddianameyi iade ediyor! Gördün mü Özdenak? Neler neler oluyor? Niye oluyor bunlar? Çünkü Türkiye bir polis devleti değil. Polis bulguları değerlendirip suça kanaat getirecek makam değil. Onun yeri mahkeme. Savcı da suç olup olmadığına kanaat getirecek makam değil, o ancak bulguları toplar, ciddi bir şüphe vehmediyorsa iddia eder, o iddiasına da savunma cevap verir, yargılama sonunda da mahkeme bir kanaat açıklar.
Ha bu da yetmiyor. İyi mi? Birinci derece mahkemesi diyelim bir karar verdi, bunu da savunma makamı temyiz etme hakkına sahip. Dosya bir de temyiz mahkemesine gidiyor. İlginç tarafı, koca temyiz mahkemesi ilk derece mahkemesinin kararını da bozabiliyor. Hem de öyle bir kere iki kere olmuş istisnai bir olay değil bu, sürekli, her gün olan bir olay.
Gökmen Özdenak bunu ilk kez duyuyorsa muhtemelen ölmüştür. Düşün polis bulguları toplayacak, savcı iddianameyi hazırlayacak, kabul edilecek iddianame, kovuşturma safhası başlayacak, mahkeme koca koca hakimler bir karar verecek sonra Yargıtay kalk sen boz!
Bu genel görüntüden çıkartılacak bazı ilkeler var.
1- Demokratik bir hukuk devleti bazı temel ilkeler üstüne kuruludur.
2- Adil yargılanma ilkesi diye bir şey vardır.
3- Polis karar verici makam değildir, kararı bağımsız mahkemeler verir.
4- Mahkeme kararını kanuna dayanarak verir. Kanunlarımızda masumiyet karinesi, adil yargılanma ilkesi, savunma hakkı gibi bir çok hak kabul edilmiştir.
5- Mahkeme kararları da denetime tabidir.
Niye biliyor musun Gökmen Özdenak? Çünkü emniyet gücü, elinde tuttuğu kamu gücüyle, birine suç isnad edip de o kişinin hayatını karartmasın diye. Kendisine suç isnad edilen insan kendisini açık ve bağımsız bir mahkemede özgürce savunabilsin diye. İftira atanlar, gücü elinde tutanlar, güçsüz gördüklerine karşı herhangi bir suistimal yapmasın diye. Bunlar oluyor çünkü, inanmazsın.
TFF de bir disiplin yargılaması yapıyor. Polisin kanaatlerini onay mercii değil. Sunulan delilleri değerlendirir, içtihatlar ve kanun çerçevesinde karar verir. Bu karar senin -niyeyse- hoşuna gitmemiş olabilir. Sen gerçekten de şike suçu işlendiği kanaatinde olabilirsin ancak bu yargılamayı bağlamaz.
Üstelik, adil yargılanma ilkesinden habersiz, polis ne derse o olsuncu, savcı nedir, mahkeme nedir bilmeyen bir insanın yaptığı yoruma da kimse biat etmek zorunda değil. Kaç yaşında adamsın, besbelli cahil kalmışın, şurada sana temel hayat bilgisi veriyoruz, vermek durumunda kalıyoruz, bunun utancıyla sessizce yaşamak dururken bir de TV programlarına çıkıp belgeler filan savuruyorsun.
Öyle de, çıktığın yere yakışıyorsun be Gökmen Özdenak, Uluerenle Baransu'nun ortası, tam senin yerin.
Devamı ...








