11 Ocak 2012

Ne Kadar Para, O Kadar Fenerbahçe... Yerseniz!



Jedi öğretisinde Master Yoda'nın yeri neyse, yalanlama işinde Fenerbahçe Spor Kulübü resmi sitesinin konumu odur. Bu kadim tespitten hareketle, Ömer Temelli Bey'in twitter hesabının gerçek olduğunu düşünüyor ve "resimdeki diyaloğun bir analizini yapalım" diyoruz. Tabii ki Ömer Temelli Bey burada yalnızca bir sembol. Zira bu diyaloğun bir tarafı gerçek olmasa bile, yönetim kurulunun tasarrufları bu konularda ne düşündüklerini ele veriyor. Haydi rastgele.

İsmini her duyduğumda kendisi için "Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin ki Fenerbahçe tribünlerinden sesi ve enerjisi eksik olmasın" duasını eksik etmediğim Nuri kardeşim, Ömer Temelli Bey'e temenni kabilinden bir soru sormuş. Cevap ise dalgın bir topçunun, topu geldiği noktaya gerisin geri yolladığı bir duvar pası şeklinde gelivermiş. Fazlaca detaya gerek duyulmamış. 140 karakterin kifayetsizliği işte!

En başta, içerikten bağımsız olarak şunu söylemek gerek:

Fenerbahçe iletişim kanallarının, iletişimsizliği bir iletişim stratejisi olarak benimsediği uzun yıllar boyunca gösteremediği feraseti, Ömer Temelli'nin sosyal medya aracılığıyla sergilemesi ciddi bir iş.

Her gördüğü sakallıyı dedesi sanmayan ama her gördüğü yöneticiye "Başkanım" diye hitap eden kocaman bir kitlenin yanına, kendini müddeiumumi zannederek yazıp çizen yüzlerce insanı ekleyince ortaya çıkan mayhoş karışımla, bir yöneticinin baş etmeye çalışması takdire şayan.

Dolayısıyla, yukarıda da söylediğim gibi, Ömer Temelli burada yalnızca bir vesile.

Ama bu vesile önemli. Çünkü Konya Torku Şekerspor maçına gitmek isteyen bir insanın, alabileceği en ucuz biletin 22 Türk Lirası olmasını sağlayan "muhterem yönetim kurulu üyelerimizden birisi" gayet resmi olarak "Daha ucuza olmaz" diyor ve "Fenerbahçelilik" kavramının düpedüz başlıktaki perspektife çekildiğini gösteriyor.

Yönetici bakış açısının bu şekilde olması şaşırtıcı değil. Bu insanlar gerek kendi işlerinde, gerekse Fenerbahçe'de yürüttükleri görev esnasında, sürekli olarak "kâr, zarar, bilanço ve sair" kavramlar içinde yüzünce bir takım hassasiyetlerden sıyrılabiliyorlar.

Sebep ne olursa olsun "Halkın takımı olmak" gerçeğinin, "Değişmeyen tek şey, değişimin ta kendisidir" düsturuyla güme gidiyor olması ve bunun büyük bir meşruiyet içerisine sarılıp, kitlelere servis edilmesi çok acı. Daha acı olansa bunun kitlelerce kabul görmesi ve kayıp giden kuşaklara gık bile çıkartılmaması.

Zamanında "Aristokrat (?) Fenerbahçe" başlıklı bir yazıda şunları karalamıştım:

Bugün yaşı otuzun üzerinde olan Fenerbahçe taraftarları, okullarındaki ezici Fenerbahçeli ağırlığını gülümseyerek yad ederler. Şimdi durumun bu denli açık ara olduğunu söylemek mümkün mü? Değil..

O halde yapılması gereken, çocukları ve gençleri etkilemektir. Bu "etkileşim" çocuğu hafta sonu elinden tutup masa tenisi müsabakasına götürmekle ya da okul çıkışı yelken antrenmanı izlemekle olmaz. Dünyanın en büyük spor kulübü olan Fenerbahçe'nin branş yelpazesini geniş tutması elbette takdire ve minnete şayandır. Ama lokomotifi ilerlemeyen bir trenin vagonlarına kimsenin oturmayacağını da bilmek gerekir. İşte o lokomotifin adı "stadyum"dur.

Bu minvalde, Fenerbahçe stadında kale arkası bilet fiyatlarının yüksek olmasına dair protestoların ana fikri ve amacı, yaşı kemale ermiş insanların tekrar tribüne döndürülmesi değil "öğrencilerin ve çocukların", kısacası gelecek kuşakların, kazanılmasıdır.

Bilinçlendirilmesi sürece bağlı "öğrenciler" ile, bu tip mevzulardan sorumlu olacak kadar akıl baliğ olmayan, ebeveyni ile maça gelmiş "çocukları" futbolcu ıslıkladıkları için suçlamak ve "Bileti ucuz yaparsan böyle olur işte" cümlesini kurmak insafsızlık olur.

Fenerbahçe'ye dair bu ülkede söylenmemiş söz kalmadı. Seveni, sevmeyeni her türlü yakıştırmayı yaptı. Ama Fenerbahçe, Fenerbahçe olalı, bir an olsun "aristokrasi"nin boyunduruğuna girmedi. Türkiye'de olup olmadığı tartışılan, kimilerinin "çakma" dediği "aristokrat" yaklaşıma belki başkanlar yanaştı, belki yönetimler göz kırptı ama "Fenerbahçe" olgusu her zaman halka ait kaldı. Bugün gelinen noktada "Bilet ucuz olunca stadyumu hayvanlar dolduruyor mirim" cümlesinin iması bile Fenerbahçe adına balçık sürmeye çalışmak olur.

Her sistem kendi elitini yaratır ve icraatların bekçiliğini bu kitleye yükler. Bunda garipsenecek bir şey yok. Fakat...

Fenerbahçe'de tüm şiddetiyle yürürlükte olan "alaturka ve yarım" kurumsal kimlik, yarattığı kitleyi "eleştiri dinlemeyen ve kabul etmeyen" ağır bir narsisizme doğru götürüyor. Bu gidişle her şeyin yolunda gittiği ve huzurla başarılara yürünen günler, bir türlü bulunamayan sevgili "Echo" gibi uzaklarda kalacak. Narcissus'un sonu ise malum, sulara gömülmek.

Gerçi bu camia çok büyüktür, asla batmaz. Ama, ne kadar tesis yaparsa yapsın, hiç kimsenin bu gemiye, bu kadar su aldırmaya hakkı yok. Kayıp kuşakları kazanmak çok uzun yıllar sürecektir. Fenerbahçe'ye bu kötülüğü yapmayın.

Nüfusunun büyük bir çoğunluk ifade eden % bilmem kaçının "dar gelirli" olduğu bir ülkede bu bilet fiyatları "Ne kadar paranız varsa, o kadar Fenerbahçe görürsünüz kardeşim" demektir.

Elbette 55 Lira'lardan gelinen nokta mutluluk verici ama 3 Temmuz'dan bu yana Fenerbahçe taraftarının yaşadığı şeyler düşünülünce, yönetim kanadının "Yahu bu adamlar 'kulübün kasası boş durmasın' diye varı yoğu harcadılar neredeyse. Hiç değilse kupa maçlarını falan iyice düşürelim. Güzellik olur" diyebilmesi gerekiyor.

"Fenerbahçe Halktır" diye diye dilinde tüy biten, "Fenerbahçe'ye zararı dokunanların hesabını sandıkta göreceğiz" demekten geri durmayan ve sürekli olarak "Fenerbahçeliler birleşin" çağrısı yapanlara da düşen bir görev var.

Bu yeni nesil kanaat önderlerinin artık "Kart alın, Fenerium'a gidin, hasılı harcama yapın" demek yerine "el, elin eşeğini türkü çığırarak ararmış" havasından kurtulup, dar gelirli vatandaşların Fenerbahçe'ye kavuşmasına ön ayak olması gerekiyor.

Yoksa bu iş eninde sonunda sadece Nuri gibi bir kaç bin "tertemiz idealistin" umursadığı bir konu olarak kalacak. Olan da kaybolan yıllara ve kuşaklara olacak. Tıklım tıkış bir dolmuşta Fenerin maçına koşturan Münir Özkul'lar, Cilalı İbolar, Turist Ömerler, Hababam Sınıfları zaten tarih oldu. Hepimiz birer Emmett Brown, birer Marty McFly olsak bile elimizde bir DeLorean yok. Geçmiş, geçti bitti. Bari gelecekten bir şeyler kurtaralım.

Fenerbahçe'nin "Halkın Takımı" olma özelliğini elinden almaya çalışarak, maneviyatımıza tekme tokat girişenlere, aynı Mavi Boncuk'ta Münir Özkul'u dövenlere bağıran Tarık Akan gibi bağıralım.
Devamı ...