23 Mayıs 2011
Dünyayı Yakarız

Bu senenin en iyi tezahüratı şüphesiz "Bu dünyayı yakarız senin için" Görüntüler de güzel, fazla uzatmadan öyle bağlayıp geçelim, şampiyonluk güzel şey.


Devamı ...
Fenerbahçe: Çubuklu Giyen Sisyphos

Fenerbahçe ile ilgili pek çok teşbih pek çok metafor kullanılabilir, galiba ama bu kulübün genlerinde bulunan tekrar ayağa kalkabilme maharetini ancak Sisyphos efsanesiyle açıklayabiliriz. Sisyphos mitolojide tanrılar tarafından cezalandırıldığı için zirveye taş taşımak zorunda olan ama tam zirvenin arefesinde tekrar en dibe vurup her seferinde tekrar en tepeye çıkmaya çalışan bir figür. Fenerbahçe tanrılar tarafından cezalandırıldı mı bilmiyorum ama bütün dibe vuruşlarından sonra, artık bu travmayı atlatamazlar denilen yerde inatla ayağa kalkmanın adresi. 87-88 sezonunda acıların takımıyken bir sonraki sezon rekor puan ve rekor golle diriliş, Pendik faciasından bir yıl sonra Uefa Kupası almış ligi domine eden kadronun elinden alınan şampiyonluk, Denizli’de Appiah’ın gözyaşlarından bir yıl sonra İzmir’de Tuncay’ın taşıdığı bayrak, geçen yıl Kadıköy’deki trajediden sonra bu sezonki epik ikinci yarı performansı.
Her seferinde ayağa kalkmış, darbe aldıkça daha palazlanmış ,öldürmeyen her darbede Nietzsche vari bir şekilde güçlenmiş bir kulüpten söz ediyoruz.
Uçurumun kenarında yürümemize rağmen gül dökülen yollarda yarışmış takımın hala Fenerbahçe hakkında atıp tutması, iki sene Kore’de kaldı diye doğu felsefesini yemiş yutmuş sayılan Şenol Güneş’in “paraya karşı emeğin yarışı” diyerek iki yüz yıldır tartışılan emek-sermaye çelişkisine noktayı koyuşu Fenerbahçe’nin küllerinden doğabilme maharetine gölge düşüremez.
Nedense Türkiye’de Fenerbahçe şampiyon olduğunda açılan bir gönüllerin şampiyonu kategorisi var, Türkiye’de en çok ikinci olan takım biziz ama bize hiç gönüllerin şampiyonu denildiğini duymadım, geçen sene Fenerbahçe son maç şampiyonluk kaybettiğinde kimsenin aklına son haftaya kadar yarışan Fenerbahçe gelmemişti, ya da 2006’da 81 puanla ikinci olduğunda bir Allahın kulu bu yılın iki şampiyonu var dememişti. İkinciyken de birinciyken de yalnızlıktır Fenerbahçeli olmanın kaderi, başkalarının trajedilerini en büyük mutluluk kaynağı görmeden, kendi mutluluklarını da kendi mutsuzluklarını da kendi renklerinde aramanın güzelliğidir.
Biz Türkiye’nin en büyük azınlığı olmaktan memnunuz, “yalnız ve güzel takım” taraftarı olmayı seviyoruz,bu aralar biraz sarhoşuz Alex’in 20 saniyelik eşiyle sarılma sahnesini tüm Nuri Bilge Ceylan filmografisine değişecek kadar kendimizden geçmiş haldeyiz, Paşalı Birol’un buram buram samimi taraftar kokan o güzelim pankartını analım bir kez daha:
“ Şampiyonluk güzel şey be kardeşim”
Devamı ...
2 Haziran 2010
Şampiyonuz

Felaketlerle başlayan, sakatlarla, hastalarla, seyircisizlikle devam eden; koçun hastalığıyla doruğa ulaşan, herkesin umudunu kestiği bir sezonu iki kupayla kapatıyoruz. 90'larda büyümüş ve basketbolu Efes'le değil Fenerbahçe'yle, kendi takımıyla sevmiş bir kuşak için bu şampiyonluklar çok değerli. 80'lerde kılpayı kaçan, 1991'deki ilk şampiyonluktan sonra play-offlarda üstüste iki sene İbo'nun burnunun kırılmasıyla hayal olan, 1995'te Ülker'e ve hakemlere, 1999'da Gilmore'un serbest atışlarına takılan şampiyonluğu hayal etmiş, peşinde koşmuş insanlar için basketboldaki her şampiyonluk en az futbol kadar değerli. Son 4 yılda 3. şampiyonluğumuz... Geçen senenin hüznü hala hafızalarımızda ama bu sene özellikle son maç Efes'i finale çıktığına pişman ederek eze eze yenmek geçen senenin rövanşını aldığımız anlamına geliyor. 5'te 5 için en zayıf halka olan erkek basketbolda da şampiyonluk geldikten sonra insan futboldaki kaçan şampiyonluğa daha çok hayıflanıyor. Bizim için ve Fenerbahçe'nin rakipleriyle saf tutan bukalemun taraftar kitlesi için zor bir sezon oldu. Şimdi şampiyonluğu kutlama zamanı. Ergin Ataman'ın tweetlerini heyecanla bekliyoruz. Bakalım Fenerbahçe nefreti mağlubiyetle birleşince ne gibi yaratıcı mesajlar verecek kendisi.
Devamı ...
29 Nisan 2008
Önümüzdeki Aşklara Bakacağız

Ağustos'tan beri birinin peşindesiniz, ilk buluşmalar umutsuz geçmiş doğru düzgün göz göze bile gelememişsiniz, sonra kızın etrafında bir boşluk oluşmuş, ilgi gösterdiği tüm insanlar bir şekilde kenara çekilmiş ve size bir şans doğmuş... Fena da değerlendirmemişsiniz bu sanşı, yavaş yavaş kalbiniz çarpmaya başlamış, sonunda kız sizinle konuşmak için Mecidiyeköy civarlarında bir yerde randevu vermiş, sizin aylardır beklediğiniz teklifi, hayali hayata geçirebilmeniz için.
Tüm arkadaşlarınız aylardır tasvir ettiğiniz, hayalini kurduğunuz kıza karşı son derece iyi, romantik, heyecanlı, içten bir konuşmayla duygularınızı anlatabileceğinizi ve onu bir hayalin gerçekleşmesine ikna edebileceğinizi düşünüyor. Kız da aynı görüşte. Yapacağınız görüşmeyi izleyen pek çok basın mensubuna göre de hava ve saha şartları romantik bir başlangıca müsait. Derken buluşmanın gerçekleşeceği mekana gidiyorsunuz, 9 aydır kalbinizi yerinden fırlatan şey de çıkıp geliyor. Herkes sizin bir şeyler yapmanızı, kelimelere ruh katmanızı, onu ne kadar istediğinizi belli etmenizi bekliyor kız da dahil olmak üzere. Siz hiç bir şey yapmıyorsunuz, öylece duruyorsunuz 45 dakika suskunluktan sonra bir 15 dakika yalnız kalmanız sizi kendinize getirir, suskunluğunuz heyecanınızdandır diye düşünyor sizi izleyenler. 15 dakikalık makyaj yenileme arasından sonra tekrar geliyor kız gülümseyerek, siz yine gülmüyorsunuz, tek kelime etmiyorsunuz, hayalini kurduğunuz kızın gözlerine bakma girişiminde bile bulunmuyorsunuz. Buluşma bitiyor kız hayretler içerisinde, tüm arkadaşlarınız da öyle. Herkes soruyor "abi naptın" diye. Kem küm ediyorsunuz, ruhsuzluğunuzun miskinliğinizin farkına vararak uyanıyorsunuz, hiçbir canlılık, farkındalık belirtisi göstermeden geçirdiğiniz 90 dakikalık buluşmayı hatırlıyorsunuz, başınız dönüyor, kızın saçları uçuşuyor gözünüzde, etrafınız yuh sesleri arasında yavaşça boşalıyor ve öylece kalakalıyorsunuz. Hayatta bazı şeylerin açıklaması yoktur, başkalarına asla neden öyle olduğunu izah edemeyeceğiniz durumlar vardır, bunların bazılarının sonunda hayalleriniz gider, bazılarında aşkınız, ve siz de öylece kalakalırsınız ve sırtınızda 10 numaralı sarı lacivert "hayalkırıklığı" formayla sarhoş sarhoş dönersiniz. Önümüzdeki maçlara da önümüzdeki aşklara da kolay kolay bakılmaz artık. Sezon bitmiştir...
Devamı ...








