6 Temmuz 2011

Şike İddiaları ve Sorular - Her şeyi söylendiği gibi kabul etmek zorunda mıyız?



Elbette biz de süreci basından takip ediyoruz. Bu konuda yalnız değiliz, Aziz Yıldırım'ın avukatları dahi süreci basından takip etmek zorundalar. Nasıl bir işse, avukatların dahi görmesi engellenen bilgiler, takip kayıtları, polis fezlekesi maşallah çarşaf çarşaf Hürriyet'te, Milliyet'te. Bu yayınlar arttıkça da, benim kafamda sorular artıyor.

Şimdi "objektif" Galatasaraylı, Trabzonsporlu, Beşiktaşlı arkadaşlar pazar günü öğlen sularında eldeki verilerden şu kanaatlere vardılar:

1- Aziz Yıldırım çok güçlü ve kötü bir adamdır. Polis elinde ciddi bir şeyler olmasa dünyayı yöneten bu adama dokunamaz.
2- Aziz Yıldırım kötüdür, polis ciddi deliller sahibidir o sebeple gözaltına alınmıştır demek ki şike yapmıştır.
3- Aziz Yıldırım şikecidir, öyleyse Fenerbahçe şikecidir.
4- Fenerbahçe taraftarı aptal, karaktersiz, yavşak olduğu için, Aziz Yıldırım ile Fenerbahçe'nin kötü ve şikeci olduğunu kabul etmemektedir.
5- Fenerbahçeli taraftarlar objektif değildir o sebeple eldeki verileri doğru değerlendirememektedir.
6- Objektif insanın yapması gereken şey, yukarıda yazılanları aynen kabul etmektir.
7- Fenerbahçe kümeye düşmelidir, Fenerbahçe taraftarı da maçları TRT'de izlemelidir. Beter olsun ibneler.

Şimdi ben bu kadar objektif olamadığım için olaylar açıklanıp, yeni bilgiler medyada yansıdıkça soru sormaya başlıyorum. Pazar gününden dosyaya muttali olup, zaten her şeyi bilen arkadaşlar tabi emsalsiz kanaatlerini bizlerle twitter olsun, sözlük olsun, bloglar olsun türlü mecradan "yavşak, ezik" gibi nezih nitemelerle paylaşıyorlar. Onları da dinliyoruz. Ancak bu ithamların sorulara cevap olamadığı da açık. Dolayısıyla sormaya da devam ediyoruz.

1- Fenerbahçe'nin Eskişehirspor - Trabzonspor, Karabükspor - Fenerbahçe, Sivasspor - Fenerbahçe ve Bucaspor - Fenerbahçe maçlarında şike yaptığı iddia ediliyor.

6222 sayılı kanuna sürekli atıf vermekten yoruldum ama, şikenin kanuni tanımı iki şahıs arasında para veya sair menfaat karşılığında yapılan bir anlaşma. Dolayısıyla,

a) Şu ana kadar şike yapıldığı iddia edilen maçlarda, varolduğu iddia edilen şike anlaşmasını gösterecek hiçbir delil ortaya çıkmadı / medyaya yansımadı. Hiçbir Fenerbahçeli yöneticinin hiçbir başka takım yöneticisi veya oyuncusu ile arasında "oynama şu kadar para veya sair menfaat vereyim" teklifi ile bir oyuncunun / yöneticinin zımni veya açık kabulü bulunmuyor. Bu kadar bilgi sızdırılan bir ortamda açıkça kamuoyu iletişiminin önemsendiği kabul edilmeli. Bu halde neden en güçlü ve kamuoyunu ikna edecek deliller ortada yok? Böyle delil olmadığı için mi yoksa başka bir şey mi bekleniyor?

b) Bülent Uygun, Ümit Karan ve Sezer Öztürk dışında hiçbir Eskişehirsporlu oyuncu / yönetici gözaltına alınmadı. Bülent Uygun ve Ümit Karan'a belirli paraların gittiği iddia ediliyor ancak bu iddiayı destekleyecek hiçbir delil şu ana kadar basına yansımadı. Şayet iddia edildiği gibi Bülent Uygun çetenin parçası ise hangi sebeple, varolduğu iddia edilen çetenin anlaştığı futbolcuyu 46. dakikada oyundan çıkardığı da sorulmaya değer. İnsan parçası olduğu çetenin anlaştığı futbolcuyu kötü oynuyor diye oyundan çıkarır mı? [1]

c) Fenerbahçe - Bucaspor maçından önce Fenerbahçeli yöneticilerin Sivassporlu yönetici Ahmet Çelebi ile İzmir'in ortasındaki Deniz Balık Restaurantta yemek yediğine dair bir görüntü ortaya çıktı. [2] İki kulüp yöneticisinin İzmir'de yemek yemesinin vaka-i adiyeden başka bir şey olmadığı belli. Bu sefer haber Milliyet'ten:

"Galatasaray Kulübü Başkan Yardımcısı Adnan Polat ile Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören dün eşleriyle birlikte Akmerkez Papermoon Restoran'da yemek yediler. Demirören, "Bizim dostluğumuz ağabey-kardeş gibidir. Futbolun dışındayken de görüşüyorduk. Pazar günü olduğu için, ailece buluşmaya karar verdik. Beşiktaş - Galatasaray maçı öncesi diye bir buluşma gerçekleştirmedik. Biz her zaman görüşüyoruz. Art niyetli düşünmemek lazım. Eğer art niyetli düşünen biri varsa, kendisi art niyetlidir" dedi."

İki kulüp yöneticisinin bir maçtan önce yemek yemesi şike karinesi bile değildir, kaldıki şike olsun.

Bucaspor maçı ile ilgili daha ilginç durum, şu ana kadar bir tane bile Bucasporlu futbolcunun gözaltında olmamasıdır. Yani Fenerbahçeli yöneticiler şike teklifinde bulunmuş, yabancıları ve Musa Aydın'ı ayarlamışlar ancak bu isimlerin hiçbiri gözaltında değil! Şike bir anlaşmadır, her anlaşma gibi en az iki kişi gerektirir, şike iddiası için de bu iki şahsın aralarında bir anlaşma yaptığı ispatlanmalıdır. Öyleyse şike iddiasında bulunan nasıl oluyor da anlaşmanın taraflarından birini gözaltına alıyor, diğer taraflar ortada gözükmüyor?

d) Fenerbahçe - Sivasspor maçında Fenerbahçe'nin Mehmet Yıldız ile anlaşarak şike yaptığı iddia edildi, Mehmet Yıldız'ın telefon konuşmaları basına servis edildi ancak Mehmet Yıldız serbest bırakıldı. Demek ki Fenerbahçe Mehmet Yıldız ile şike anlaşması içerisine girmemiş veya o iddia sakıt, neden böyle bir iddianın ortaya atıldığı da henüz belli değil. [4]

e) Karabükspor - Fenerbahçe maçında Fenerbahçeli yöneticilerin 17 maçın 11'inde oynamamış Emenike ile şike anlaşması yaptığı iddia edildi. Şu ana kadar basına yansıyan bilgiler içerisinde bu anlaşmayı doğrulayacak hiçbir somut bilgi, belge, delil bulunmuyor. Önce Emenike'nin sözleşmesinde özel bir anlaşma olduğu ve 5 milyon €'ya serbest kalacağı buna rağmen Fenerbahçe'nin 9 milyon dolar para verdiği, fazlanın Emenike'nin parası olduğu iddia edildi ancak bu iddia gerçek dışı çıktı, sözleşmede böyle bir hüküm yokmuş. Karabükspor yöneticileri Emenike'nin doktor raporu olduğunu ve oynayamayacağını açıkladılar. Emenike'nin para sayarken görüntüleri olduğu iddia edildi, henüz böyle görüntüler çıkmadı, üstelik transferden sonra bu paranın avans olarak verildiği ifade ediliyor. [5]

f) Eskişehirspor - Trabzonspor maçında Fenerbahçe'nin teşvik primi verdiği iddia ediliyor ancak henüz bunu doğrulayacak tek bir bilgi ortaya çıkmadı. Tek somut bilgi Fenerbahçe ile irtibatlı bir şahsın maçı izlemesi ve izlemedim demesi. Aynı şahsın daha önce de Eskişehirspor maçlarını takip ettiği bu iddiadan hemen sonra ortaya çıktı. [6]

g) Fenerbahçe'nin İbrahim Akın ile anlaştığı hatta İbrahim Akın'ın bir din adamına "Hocam şike caiz mi" diye sorduğu iddia edildi. Bu görüşme ortaya çıkmadığı gibi, İbrahim Akın da henüz gözaltına alınmadı. [7]

h) Serdar Adalı ile İbrahim Akın arasında bir şike görüşmesi olduğu iddia edildi. Haber metninden alıntılıyorum: "Kupa finali öncesinde İbrahim Akın'a, “Bu maçta oynama, seni Beşiktaş'a alacağım” dediği kayıtlara geçen Beşiktaşlı Serdal Adalı, “Evet görüşme yaptım. Ancak 'Sakın oynama' demedim” ifadesini kullandı."[8] Serdar Adalı iddiaları yalanladı, şu ana kadar da gözaltına alınmadı. Şayet İbrahim Akın şike teklifini kabul etmemiş ise ancak böyle bir teklif varsa 6222 sayılı kanun açık: "Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur" O halde Serdar Adalı şayet böyle bir teklif varsa suç işlemiştir. Neden gözaltında değil? Yok bu iddia yalansa, bu iddiayı kim, niçin, hangi maksatla servis ediyor? Kimin Beşiktaş Asbaşkanı'nı böyle bir iftiraya maruz bırakma hakkı var? Kimin hangi insanı üstelik de medya yoluyla milyonların önünde rencide etme hakkı bulunuyor?

i) "Trabzonsporlu yöneticilerin, Fenerbahçe’nin rakipleri Karabük ve Sivas’a teşvik primi vermeye çalıştığı ancak yeterli parayı toplayamadıkları için bundan vazgeçtikleri iddia edildi." [9] Trabzonsporlu yöneticilerin teşvik parasını toplaması ne demek? Bu işin rayici mi var? Trabzonsporlu yöneticiler ne kadar para toplayacaklarını daha kimseyle görüşmeden biliyorlar mı? Bunun olması mümkün olmadığına göre bir teklif gitmiş, bir bedelde anlaşılmış ancak Trabzon'un gereken miktarı bulamaması üzerine ödeme yapılamamış. Bu da suçu ortadan kaldırmıyor. Anlaşma yeterli. Sonuçlarından bağımsız olarak. Şimdi kim bu Trabzonsporlu yöneticiler, kimle görüşmüşler, kimle anlaşmışlar? Şayet bu iddia bütünüyle yalansa - şu ana kadar destekleyecek hiçbir delil, belge ortaya konulmadı- bu iddiayı neden ortaya atıyorlar? Medya büsbütün bunları uyduramayacağına göre kim medyaya bunları servis ediyor ve bundan nasıl bir menfaat bekliyor? Bunu servis edenler aynı zamanda iddia ettiklerini ispatlayacak delilleri neden ortaya çıkarmıyor, niçin kimseyi gözaltına almıyorlar? Bu kadar kolay mı yahu? Trabzonspor teşvik primi vermeye çalıştı diye iddia ediyorsunuz "ama başarısız oldu" diyerek de kurtarmaya çalışıyorsunuz. Bunun adı kısa yoldan rezalettir.

Bütün bu soruların cevaplarını öğrenmeyi merakla bekliyorum. Açıkça söylüyorum, bu iş çorbayı da geçti, bambaşka bir heyhüla ile karşı karşıyayız.

[1] http://www.utanmazmedya.com/...or.html
[2] http://gazeteyurt.com/haberdetay.aspx?haber_id=7152
[3] http://www.milliyet.com.tr/2006/05/01/spor/spo03.html
[4] http://haber.gazetevatan.com/.../1/Gundem
[5] http://www.haber1.com/karabukspordan-emenike-savunmasi.html
[6] http://www.habervitrini.com/....html
[7] http://www.beyazgazete.com/...-caiz-mi-beyaztv.html
[8] http://www.ajansspor.com/.../ibrahim_ile_konustum_ama.html
[9] http://spor.milliyet.com.tr/...06.07.2011/1410987/default.htm
Devamı ...

"Altın Gelecek"



Kulüp ile sağlam ilişkileri olan iyi bir arkadaşım, içeriden bir yazı yazmış. İçeriden her yazı gibi biraz şifreli. Bir vesika olarak burada bulunmasını istiyorum. Hem içeridekilerin duygularını anlamaya yardımcı olur, hem de neyle karşı karşıya olduğumuzu el yordamıyla bulmaya.

"Biz burada sıkıntı çekerken kimileri bu süreçten "altın" geleceklerini çiziyor... Kimsenin ihtimaller dahilindeki haksızlıkları ve yanlışları legalleştirmeye çalıştığı yok. Gereği yapılır‚ feda edilecek olanı feda ederler. Fakat bana bu sürecin politik ya da ekonomik olmadığını söylemeyin. Dedim ya... Biz üzülelim‚ siz saldırın‚ biz kahrolalım‚ siz dalga geçin... Onlar hali hazırda kendi "altın" geleceklerini çizmeye devam ediyor.

Bir spor kulübü‚ yalnızca spor kulübü değildir; aynı zamanda bir sivil toplum örgütür. Bugün Türkiye´de iyi ya da kötü sayısız kurum legal yahut illegal yollardan ele geçirildi; tayin ve atamalar kimilerinin keyfine göre yapılmaya devam ediyor. Geçmişte mafya bağlantısı ve oyunlarda düzenleme yaptığı belgelenen sayısız kişi ve kurum görmezden gelindi. 15 sene önce kimler varsa‚ bugün de onlar var. Hani... Dedim ya... Market burada... Hisselerimiz burada... Ortada bir değer var... Ve para el değiştiriyor. Buyursunlar alsınlar.

Yarın öbür gün bu kulübün başında birkaç garip adamın şeref tribününde başkanımız ya da yönetici sıfatıyla oturacağı stadyumda onlara huzur vereceğimizi düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Pazar... Dün... Bugün... Kahrolduğum Pazar‚ Pazartesi‚ Salı ve kahrolacağım yarınlarda eskisinden daha Fenerbahçeliyim.

Dilerim ki bugün biz Fenerbahçelilerin Fenerbahçeli olmaktan gerçekte ne hissettiğini anladığı‚ sizlerinse X mi yoksa Fenerbahçe düşmanı mı olduğunuza karar verdiğiniz gün olur. Hoş... Dedim ya... Biz karar verelim‚ onlar zaten kazanıyorlar. İnsanlar‚ rakiplerinin takımlarına olan sevgisinin kendilerinin takımlarına duyduğu sevgiden ne daha az ne de daha çok olduğunu anladıkları gün...belki! empati nedir öğrenebiliriz.

Ama dedim ya... Dalga geçebilirsiniz‚ biz Cumartesi günü bıraktığımızdan daha Fenerbahçeliyiz."


BB

Devamı ...

5 Temmuz 2011

İddialar & Deliller



6222 sayılı kanun kapsamında düşündüğümüz zaman "şike" bize şunu ifade etmeli, iki şahıs arasında sarih bir anlaşma olmalı (icap + kabul), icap para veya sair menfaat karşılığında belirli bir davranış, kabul de para veya sair menfaat karşılığında bu davranışın ifasının kabulü olmalı. Bu davranışın gerçek hayatta ifa edilmiş olup olmaması veya beklenen sonucun elde edilmesi konu dışı. İki şahıs aralarında anlaştıkları anda "şike" suçu oluşuyor.

O halde şöyle bir örnek olmalı a şahsı der ki "oyna / oynama, kendi kalene gol at veya gol atma karşılığında sana x miktar para veya şu menfaati vereyim, b şahsı da kabul manasına gelen bir ifadede bulunmalı, örneğin "tamam"

Şikenin manevi unsuru kasttır. Yani taksirle şike yapılmaz. Zaten taksirle iki şahıs arasında bir anlaşma olmaz. O halde bilmeden, kastı aşarak şike yapılması mümkün değildir.

Şimdi "Sivas'ı da kurtaralım" başlıklı haberin haber metninde yer alan polis fezlekesindeki ifade şu:

"24 Nisan 2011’de Aziz Yıldırım’ın, İlhan Yüksel Ekşioğlu’na Fenerbahçe’nin İzmir’de Bucaspor ile yapacağı müsabakada bazı Bucasporlu futbolcular üzerinden şike yapılması için talimat verdiği anlaşılmıştır. İlhan Ekşioğlu’nun koordinesinde devam eden çalışmalar kapsamında; ilk olarak Ali Kıratlı aracılığı ile menajerler Özkan Doğan ve Fazıl Özdemir üzerinden Bucasporlu bazı yabancı futbolcular ile irtibata geçerek maçın F.Bahçe lehine sonlanması karşılığında da para almaları konusunda anlaştıkları belirlenmiştir. Aziz Yıldırım’ın talimatı ile bir yandan Cemil Turhan (Turan) vasıtası ile bir yandan da Ali Kıratlı’nın aracılığı ile Bülent Uygun üzerinden Bucaspor futbolcusu Musa Aydın’a ulaşılarak, şahısla takımının Fenerbahçe ile yapacağı müsabakanın Fenerbahçe lehine sonuçlanacak şekilde bir oyun sergilenmesi için para karşılığı anlaştığı tespit edilmiştir."


Tamam. Şimdi bunların hepsi iddia. Bu iddiaların hepsinin maddi bir takım olgulara, delillere dayanması gerekir.

Yani bu iddiaların doğru kabul edilmesi için gerekenler şunlar:

1- Aziz Yıldırım'ın İlhan Ekşioğlu'na verdiği talimatın delili.
2- İlhan Ekşioğlu'nun Ali Kıratlı ile olan münasebeti.
3- Özkan Doğan ve Fazıl Özdemir üzerinden irtibata geçildiği iddia edilen Bucasporlu futbolcular ile kurulan irtibat.
4- Şike teklifi, bu teklifin kabulü.
5- Musa Aydın ile Bülent Uygun arasındaki / rabıtasındaki şike teklifi ve bu teklifin kabulü.

Haber metninde bu iddiaların hepsi var, ama bu iddiaları gösteren bir delil yok. Onun yerine, polis tutanağından şöyle bir ifade konulmuş:

"- SORU: 08.05.2001 tarihindeki Fenerbahçe Mali Genel Kurulu’nda muhaliflerin sindirilmesi ve baskı yapılması amacıyla faaliyette bulundunuz mu?
- BÜLENT İŞÇEN: Ben kesinlikle bir faaliyette bulunmadım. Herkes gibi mali kongre günü, ben iki oğlumla kongreye gittim, birlikte oyumuzu kullandık ve ayrıldık.
- SORU: Hakem atanması, PFDK ve Tahkim Kurulu toplantılarında aleyhte kararlar çıkması durumda Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener’e baskı uyguladınız mı?
- BÜLENT İŞÇEN: Ben kesinlikle eski Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener’e baskı yapmadım. Yapıldıysa da bir bilgim ve ilgim yoktur.
· TELEFON GÖRÜŞMESİ: Rüzgar var ya rüzgar... (Ali Kıratlı’yı kastediyor) Kuşun 1’ini almış. Kuşa zam da geliyormuş biliyorsun değil mi?
- SORU: Bu görüşmenin hususlarını açıklayın.
- BÜLENT İŞÇEN: Bu görüşme tamamıyla çapkınlıkla alakalı olarak özel hayata ait bir görüşmedir."


Şimdi bu temelde sorularım şunlar:

1- Bu sorularla, haber metninde geçen iddialar arasında ne gibi bir bağıntı var?

2- Şike yaptığı iddia edilen, yani bir şike teklifini kabul eden Bucasporlu yabancı oyuncular kimler, neden gözaltına alınmıyorlar? O gün maçta oynayan Leko, Mendy, Londak ve Jebrin'den hangileri şike yapmış?

3- Şayet yukarıdaki ifadeler iddia ediliyorsa o zaman polis neden mali genel kurul, futbol federasyonuna baskı gibi iddia ile alakasız şeyleri sormuş? Yok efendim, bu sorular tüm soruların ancak bir kısmı ise, gazete neye dayanarak o iddiaları yayınlıyor, daha önemlisi Hürriyet bu iddiaları neye dayanarak yayınlıyor? Aziz Yıldırım'ın avukatı dahi gizlilik kararı gereği bu ifadelere erişemezken Hürriyet gazetesinin erişmesi nasıl mümkün oluyor?

4- Soruların tamamı bunlarsa, yukarıdaki iddialarla "Rüzgar var ya rüzgar... (Ali Kıratlı’yı kastediyor) Kuşun 1’ini almış. Kuşa zam da geliyormuş biliyorsun değil mi?" ifadesi arasında ne gibi bir bağ var. Bu ifade en fazla bir gerçek veya tüzel kişinin "kuş" adı verilen şahıs / olgu neyse onu aldığını ve kuşa zam geldiğini gösterir. Bu ne demek? Kimi kastediyor? Şayet bunun bir sporcu ile anlaşıldığı ancak sporcunun daha fazla para istediği iddia ediliyorsa bunu destekleyecek deliller de lazım, çünkü bu herhangi bir şey de olabilir. Bülent İşcen, "çapkınlık" demiş. Vallahi uyuyor.

Son olarak şunu söylüyorum, haber metnindeki ifadeler, polis fezlekesi güçlü bir dile sahip ancak haber metninin geri kalanında yer alan "deliller" alakasız, baştan savma, son derece çarpık, bu iddiaları destekleyecek nitelikten uzak. O delile dayanarak bu iddialar ortaya atılıyorsa maşallah, yok deliller onlar değilse o iddiaların başka delilleri varsa inşallah onları da görürüz, göreceğiz. Hürriyet yayınlar nasılsa, UYAP medya.
Devamı ...

Medya Yoluyla Linç



Türkiye’de herhangi bir soruşturmanın, kovuşturmanın salt hukuki gerkeçelerle yapıldığına dair en son ne zaman bir inanç oluştu hatırlamıyorum, bu ülkenin siyasi gündemini takip etmeye başladığımdan bu yana dillere pelesenk olan insanların resmi görüşü haline gelmiş ama kimsenin inanmadığı “adalete güven” ilkesinin bu topraklarda işlemediğini biliyoruz.

Pek çok siyasi soruşturma sırasında ve sonrasında, dünya görüşü olarak çok farklı konumda hissettiğimiz insanların bile basın yoluyla nasıl itibarsızlaştırıldığını, bel altından vurma yöntemleriyle evrensel hukukun en temel ilkelerinin ırzına geçilerek medya linçine maruz bırakıldığını görüp tiksindiğimiz zamanlar da oldu.

Bugüne kadar soruşturma öznesi olmuş gerçek kişi ya da kurumlara yönelik herhangi bir kişisel sempati ya da aidiyet hissi duymadan bile uğranan haksızlıkları en içinde hisseden birisi olarak hayatta en çok değer verdiğim, renklerini kazara bir yerde görse tüylerimin ürperdiği, tarihine, sosyolojisine, efsanelerine meftun olduğum bu kulübü iki gündür sanık sandalyesinde görmek kadar beni kahırlandıran bir şey olmamıştı.

Olayın ne olduğu nereye gittiği basına sızdırılan şeylerin neden sızdırıldığı, telefon kayıtlarındaki somut veri olabilecek şeylerin yanına konulmuş ipe sapa gelmez ve yanlış veriler, özellikle hükümete yakın gazetelerin olayı yansıtışındaki çoşkunun mide bulandırıcılığı maalesef daha önce de eşine sıkça rastladığımız bir medya yoluyla itibarsızlaşma operasyonu. Dava sonuçlanana ya da karar verilene kadar insanların beyninde “bunlar her şeyi yapmıştır abi ” havasını uyandırabilmek asıl mesele.

Dörtte üçünün Fenerbahçe nefretiyle solunum yaptığı bir ülkede böyle bir medya yoluyla itiabarsızlaşmanın ne kadar etkili olacağı da iki gündür bu renkleri sevmek dışında bir suçu olmayan taraftar olarak maruz kaldığımız ithamları görünce gayet iyi anlaşılıyor.

Soruşturmayı yürüten savcıların da federasyonun da bu olayları açığa çıkarmakla yükümlü olan her türlü kurumun da bir an önce bizlerin vicdanlarını rahatlatacak bir karar vermeleri lazım. Eğer soruşturmanın şu ana kadar ki tavrına benzer bir sonuçla Fenerbahçe hakkında verilecek bir karar başta Fenerbahçelilerin vicdanını tatmin etmedikçe hakka, hukuka, temiz futbola falan değil kan davasına neden olur. Fenerbahçe üzerine leke getirmiş birisi varsa bu insanları kulüpten temizlemek nasıl her vicdan sahibi Fenerlinin göreviyse kulübü “gücün hukukuyla” çevrelemeye çalışan iktidar odaklı bütün yapılara teslim etmemek de her Fenerlinin görevidir.

Her kim ki renkleriyle, zaferleriyle, hüzünleriyle, göz yaşlarıyla sevdiğimiz, 15 yaşındayken70 yaşındaki biri gibi ellerimizin titremesine neden olan , 25 ine gelmeden bizi tansiyon hastası yapan, çoğu zaman sağlığımıza, cüzdanımıza, kendimize zarar verdiğimiz bu dünyanın en büyük tutkusuna bir tutam çamur bulaştırmışsa bu dünya da da diğer dünyada da elimiz yakasında olacak.
Birileri “yeni Fenerbahçe’yi” kendi emelleri doğrultusunda dizayn etme çabalarına girmişse o enkazın altında önce kendileri kalırlar. Fenerbahçe Aziz Yıldırım’ın çocuk oyuncağı haline getirildiğinde nasıl tepki gösteriyorsak, iktidarın oyuncağı haline getirilmesine karşı sesimizi daha da gür çıkarırız.

Varolmanın zorlaştığı şu günlerde Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'nin yazarı Kundera'nın dediği gibi "iktidar sizi nerenizden yaralıyorsa kimliğiniz orasıdır". Bizim kimliğimiz de Fenerbahçe "

Bir son söz de Aziz Yıldırım tarzı yönetimin yarattığı bir kısım Fenerbahçe müşterisine etmemiz lazım. Kulüp tarihinin en zor günlerinde "yok kombine ne olacak yok borsadaki hisseler düştü ne yapacağız" derdinde olan “homo economicus” Fenerbahçe müşterileri de bir zahmet bu kulübün de bu armanın da bir daha yanında durmasın gitsinler İş Bankası C yi falan desteklesinler.
Devamı ...

Çorba



Biz "Net delil varsa bir an önce karar verin ne yapacağımıza bakalım" diye beklerken delil diye servis ettikleriyle işi iyice bulandırıyorlar. Basın en başından beri olayın savcısı, polisi, hakimi oldu. Delil sunuyor, kanıtlıyor, cezayı kesiyor. Bugün büyük heyecanlar servis ettikleri delillere bakınca iyice umutsuzluğa düşülüyor. Belli ki bu iş sündükçe sünecek, buna da 3000 sayfa iddianame yazılacak, insanları delil toplanıyor diye 4 sene tutuklu koyacaklar ve 5-6 sene geçtikten sonra biz ne olup bittiğini bilmediğimiz bir davayı takibe devam edeceğiz.

İlk günden beri büyük bir heyecanla "Emenike paraları sayıyor, görüntülü, capsli" diye haber yapan gazeteler bir anda bu kadar net deliller yerine çocukların güleceği deliller servis etmeye başladılar. Şu habere bakın:

İlk yarısı Bucaspor’un 2-1 galibiyeti ile sonuçlanan mücadelede Abdullah Başak kendisini arayan İlhan Ekşioğlu’na, “Abi sıfırız ya Buca gibi takımdan iki gol yiyoruz ya. 3. golü de yüzde yüz karşı karşıya adam Volkan’a vurdu yani” dediği, Ekşioğlu’nun “Apo bi dua mua birşeyler yapın hadi oğlum ya” dediği Başak’ın “Alacağız maçı İlhan abi rahat ol İlhan abi” şeklinde karşılık verdiği, Abdullah Başak’ın daha önce kendisi ile Bülen Uygun üzerinden şike anlaşması yapılıp Bucaspor’un 3. gol pozisyonuna giren Bucasporlu Musa Aydın’ın kaleci Volkan ile karşı karşıya kaldığı esnada topu kaleciye doğru vurduğunu söylediği, müsabakanın ilk yarısının Bucaspor: 2 -Fenerbahçe: 1 şeklinde sonuçlanmış olmasına rağmen ilk yarıyı Fenerbahçe’nin geride kapaması ve kötü futbol oynamasına rağmen İlhan Ekşioğlu’na rahat olmasını, müsabakayı Fenerbahçe’nin kazanacağını kendinden çok emin bir şekilde söylediğinin görüldüğü, bahse konu müsabakanın Bucaspor:3 Fenerbahçe:5 şeklinde sonuçlanması üzerine ise Ekşioğlu’nun Başak’ı arayarak “Alnından öpüyorum seni alnından” diyerek şahsi yaptığı faaliyetlerle ilgili kutladığı anlaşılmıştır.
Haberde gazetenin veya iddia sahibinin dışında şikeye kanıt gösterilen konuşmalarda en ufak şike iması yok. "Abi dua edin", "Abi kesin kazanırız", "Abi bu takımdan 2 gol yiyoruz bir de yüzde yüz golü kaçırıyor rezalet ya" demiş, "Alnından öpüyorum abi" diyerek de faaliyetlerini kutlamış. Karşı karşıya gol kaçırmanın şike iddianamesine girmesi sadece bu değilmiş.

Şu haber de var:

Fenerbahçe ile İstanbul Büyükşehir Belediyespor, Süper Lig’in 31. haftasında 1 Mayıs Pazar günü Şükrü Saracoğlu Stadı’nda karşılaştı. Sarı-lacivertli takım, Fırat Aydınus’un yönettiği maçtan, 2. dakikada Stoch ve 45. dakikada Alex’in attığı gollerle 2-0 galip ayrıldı. Karşılaşmaya ilk 11’de başlayan Büyükşehir Belediyesporlu İbrahim Akın tutuk bir futbol ortaya koyarken, tek etkili şutunu 30. dakikada attı. Tecrübeli futbolcunun ceza alanı dışından yaptığı vuruşta, top kale direğinin dibinden auta çıkarak, yan ağlarda kaldı. İbrahim Akın maçın 59. dakikasında yerini Ali Güzeldal’a bırakmıştı.
Net delil olarak sunulan "İbrahim Akın'a 100.000, Emenike'ye 200.000 euro verildi" haberleri ve diğer net ifadelerin yer aldığı bütün haberler "iddia edildi" formatında sunulurken sızdırılan konuşmalar ve deliller yukarıdaki gibi "İbrahim de zaten maçta kötü oynadı", "Telefonda birbirlerine kesin kazanırız abi dediler" tarzında.

Fotoğraflar ve görüntülerde hâlâ para alan veren insanlar göremedik. Yöneticilerin bir arada çekilmiş fotoğrafları var. İlk gün çıkan dha muhabiri açık seçik "Emenike para sayarken görüntüsü var" diyordu. O görüntü varsa neden bu anlamsız görüntüler servis ediliyor. Yoksa o muhabir nasıl böyle iddialarda bulunabiliyor? Bu yukarıdaki iki haberde geçen ifadeler ciddi ciddi polisin de tutanaklarında varsa ve delil olarak sayılıyorsa nasıl bir ciddiyetle hazırlanmış bu dosya? Bunlar gazetenin uydurmasıysa ve gerçek dosya ile bir ilgileri yoksa neden artık bu bilgi manipulasyonu ve davaya etki edecek haberlere müdahale edilmiyor. "Şutu az farkla auta gitti" iddiasıyla şikeyi nasıl kanıtlayacaklar? Bir oyuncu rakipten para almışsa; görüntülü, belgeli kanıtı varsa şike yapmıştır. O maçta 10 gol atsa da durum değişmez. Sahada yaptıkları da hiçbir anlam ifade etmez.

Bu davaya bu kadar ümit bağlayıp futbolun temizliği için büyük fırsat olduğunu her fırsatta dillendiren insanlar bu haberlere tepki gösterecek mi? Böyle iddiaları dosyaya koymak sadece davayı sulandırır. Gerçek suçlu varsa onların da bulunmasına mani olur. Özellikle basının 3 gündür yaptığı inanılmaz sorumsuzluk neden kimseden tepki çekmiyor?
Devamı ...

Lube Ayar - Şike



Lube Ayar'ın CNNTURK'teki Tarafsız Bölge'de yaptığı açıklama. Buyrun.

Devamı ...

4 Temmuz 2011

Fenerbahçe'nin Yönetim Kurulu Orada Mısınız?



Fenerbahçe tarihinin en acı, en hazin günlerini geçiriyor. Bundan daha büyük kriz olamaz. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Yönetim Kurulu Üyeleri Şekip Mosturoğlu ve İlhan Ekşioğlu gözaltında. Futbolcularımız Emenike ve Sezer Öztürk karakolda. Taraftar gözünü dikmiş kulübe bakıyor. Dün Saraçoğlu'nun etrafı bir terör örgütü merkezi gibi polisle çevrildi, baskına uğradık. Gazeteler bangır bangır haberler yayınlıyor, neyin doğru neyin gerçek olduğunu şaşırdık.

Bugün Nihat Özdemir, Acar Yıldırım ile Ali Koç, Aziz Yıldırım'ı ziyaret etmişler. Güzel. Güzel de neredesiniz Serhat Çeçen, Abdullah Kiğili, Vedat Olcay, Nihat Özbağ, Murat Özaydınlı, Cihan Kamer ve geri kalan tüm yönetim kurulu üyeleri?

Fenerbahçe Kongre üyeleri sizleri yönetim kuruluna seçti. Büyük şeref. Herkese nasip olacak türden değil. Fenerbahçe'nin ali menfaatlerini korumak için o görevlere atandınız. Bugün Başkanınızı yalnız mı bırakacaksınız? Milyonlarca taraftar sizden bir şey duymak istiyor, dut yemiş bülbül gibi susacak mısınız?

Karanlık, kötü tünellerden geçiyoruz. İftiralar, iddialara karışmış, at izinin üstünde her türden itin izi yerleşmiş. Allah için nasıl duruyorsunuz yerinizde? Gönül verdiğiniz, maddi manevi türlü olanaklarınızı sarf ettiğiniz kulübün küme düşmesi isteniyor. Şike yapmışsınız. İddia bu. Kimse bu işten kendini sıyıramaz, kimse ben mesul değildim diyemez, o yönetim kurulunda olan herkes iyi veya kötü her sonuçtan mesuldur.

Bize kulübümüzü verin. Göreviniz bu. Bize kulübümüzü verin. Sizlere tertemiz, alnı ak teslim ettiğimiz, bakan herkesin yüzünde haşmet pırıltıları yaratan kulübümüzü verin. Zeki Rıza Sporellerden, Faruk Ilgaz'lardan, Fikret Arıcan'lardan bugüne kadar getirilmiş, Türkiye'deki milyonların aşkı, hayatı Fenerbahçe'mizi bize geri verin.

Eğer bunlar birer iftira dalgası ise ve böyle olayların hiç biri gerçekleşmemişse, internet sitesinden suya sabuna tirit hukuka güveniyoruz açıklamaları yerine, ayağa kalkın, hep beraber yanyana durarak "Fenerbahçe iddia edilen olayların içerisinde olmamıştır, adalet sonunda hakikati ortaya çıkartacak ve bugün iftiralarla bu kulübü suçlayanlar pişman olacaktır" diyin, "Biz, bu yönetim kurulu, asla böyle işlerin içerisinde olmamıştır" diyin, "Hukukun takipçisiyiz ve gereken yapılacaktır" diyin, ama lütfen bir şey diyin.

Orada yıllardır oturuyorsunuz. Aziz Yıldırım ile çalışıyorsunuz. Şayet bu iddialar gerçekse ve siz hepiniz, Türkiye'nin bunca önemli varlığını yönetenler bütün bunlara izin verdiyseniz, Fenerbahçe'nin menfaatlerini koruma görevinii unutmuşsunuz demektir. Görevinizi yapamamışsınız ve bu olanlardan mesulsunuz.

Şayet bunlar iftira ise bugünkü suskunluğunuz sebebiyle yine mesulsunuz.

Ayağa kalkın. Biz Fenerbahçe'yiz, Siz Fenerbahçe yönetimisiniz, milyonlarca taraftara karşı yükümlülüğünüz var. Yerine getirin.

Kriz derin. Yara büyük. Susmayın. Susmak için değil hepimiz adına gürlemek için seçildiniz.
Devamı ...

Perşembe'nin gelişi



Zor zamanlar bunlar. Taraftarıyla, futbolcusuyla, yöneticisiyle, medyasıyla tam tekmil futbol camiası sağlam bir sınav veriyor. Biz lafı eveleyip gevelemeyi sevmeyiz. Bu hususta diyeceğimizi baştan dedik, yarın başımız ağrımaz. Ya da bu memlekette en çok bizim gibilerin başı ağrır. Ondan da pek emin değiliz. Soruşturmanın içeriği dahi tam olarak bilinmezken, dün sabahtan bu yana özellikle medyada bu işten ekmek yiyenlerin, formalarını sırtlarına geçirip bir arınma ayinindeymişçesine, ibadet eder gibi Fenerbahçe’yi lanetleme çabalarını hayranlıkla izliyoruz. “Güneşli Pazartesi”ler için “Kara Pazar” ayinine duranlar, Perşembe’nin gelişini Çarşamba’dan haykıran ve 2004’ten bu yana raflarda bekleyen dosyalara itibar etmezler. Nasıl derler: “Başımıza bir şey gelmeyecekse” hatırlatmak boynumuzun borcu, adalet herkes için gereklidir.



4 TEMMUZ 2011 [1]

Şükür'ün şike yorumu: “Umarım ders olur”


Şike iddialarını değerlendiren eski Milli futbolcu AK Parti milletvekili Hakan Şükür, kendisinin böyle bir olayla karşılaşmadığını belirterek, “Bu sürecin ders olmasını ve aklanarak çıkmalarını diliyorum” dedi.

"Çeşitli şüphe ve imalarla bunların içerisinde olursunuz ama kendi adıma öyle bir duruşunuz olmalı ki bunlar size yanaşmamalı. Ben çok şükür bireysel olarak böyle bir şeyle karşılaşmadım. "

"Görüntü her ne kadar ciddiyet kazanmış olsa da bundan sonraki sürecin, bir sporcu olarak, bir ders niteliğinde olmasını, bir daha olmamasını, aklanmalarını, öyle şekilde çıkmalarını diliyorum."

29 AĞUSTOS 2004 [2]

Gökhan Şükür: Babacığım!
Sedat Peker: Ne haber, ne yapıyorsun oğlum?
GŞ: Babacığım, "Herhalde beni istemeyeceksiniz" dedim. Böyle bekliyorum kedi gibi.
SP: İstemez miyim oğlum ya!
GŞ: Nasılsınız babacığım, iyi misiniz?
SP: Sen her ne kadar o gün teknede bana kelek yapsan da, biz kelek yapmayız oğlum!
GŞ: Yok babacığım! Sizi çok seviyorum vallahi babacığım. Sizi çok seviyorum öyle bir şey olabilir mi? Ya işte ya...
SP: Olmaması lazım.
GŞ: Hiç öyle bir şey olabilir mi reisim?
SP: Olmaması lazım bu hususta.
GŞ: Burda mısınız babacığım?
SP: Yok İstanbul'dayım ben. Adalar'dayım. Döndüğün zaman beni ara. Hem abinle görüşecektim, onu da bir şey yapalım, tamam mı oğlum?
GŞ: Tamam babacığım.
SP: Allah seni korusun.
GŞ: Allah razı olsun babacığım, ellerinizden öpüyorum.


[1] http://www.ntvmsnbc.com/id/25229068/
[2] http://www.milliyet.com.tr/2006/07/31/guncel/gun00.html
Devamı ...

Şike İddiaları ve Şaşırtıcı Noktalar


Şimdi haberler birer birer düşüyor, anlamadığım noktalar da haberler düştükçe artıyor.

Şu Emenike olayı. İddia şöyle, Fenerbahçe yöneticileri bir şekilde Emenike ile Fenerbahçe maçında oynamaması için anlaşmış ve bunun karşılığında para teklif etmişler. Milliyet'in haberine göre: "Emenike maçta oynamama karşılığı F.Bahçe’ye transfer edildi ve şike parası futbolcunun 9 milyon Euro transfer ücretine eklendi" Fenerbahçe'nin 7 milyon € verdiği söyleniyordu, gazetenin buna da izahatı şu, "Emenike transferinde 5 milyon Euro’ya serbest kalır ifadesi var. Eğer bu doğruysa F.Bahçe neden 7 milyon Euro’nun üzerinde bir ödeme yaptı" [1]

6222 sayılı kanunun 11. maddesi şu tanımı yapıyor "Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi" ve devam ediyor "Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur"

Yani transfer teklifi "sair menfaat"tir, doğrudan para teklifi değildir ve kanunun tanımladığı suçu oluşturur. Ama burada acaip olan şey şu, hiçbir Karabük yöneticisi gözaltına alınmış değil. Yani şayet Fenerbahçe fazladan 2 milyonu Emenike'ye verilmek üzere göndermişse, herhalde Emenike bankaya gidip Karabükspor adına bu parayı çekecek değil. Karabükspor'un banka hesabından Karabükspor'un yetkili yöneticileri parayı çeker. O halde Karabüksporlu bir takım yöneticilerin de anlaşmaya dahil olması gerekir. Biri parayı çekecek, Emenike'ye verecek. Bu adam sormayacak mı "Yahu ben 2 milyon € parayı bu adama neden veriyorum?" Demek ki birileri daha bu anlaşmanın tarafı. Ancak gözaltına alınmıyor. O halde ya bu iddia büsbütün yalan, ya da ortada çok büyük bir saçmalık var. 17 maçın 11'inde oynamamış, Trabzon maçında da sahada yer almamış bir futbolcuya, sahaya hiç çıkmaması için şike teklif etmek akılla, izanla bağdaşır bir şey değil zaten.

Bu aklımızda, şimdi daha ilginci, Beşiktaş Kulübü Asbaşkanı ile İstanbul B.B. oyuncusu İbrahim Akın arasında şu konuşmanın geçtiği iddia ediliyor:

SERDAL ADALI : Bu maçta oynama sakın. Seni mutlaka Beşiktaş’a alacağım.
iBRAHiM AKIN : Galatasaray da beni istiyor Serdal ağabey... [2]

6222 sayılı kanun ne diyordu? "Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi", "Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur" Yani İbrahim Akın'ın performansı konu dışı. Teklif ve anlaşma varsa suç oluşuyor. Serdal Adalı'nın teklifinin Emenike teklifinden bir farkı var mı? Yok. Neden gözaltında değil? Denebilir ki İbrahim Akın transfer edilmedi. İyi de başvurularda bulunuldu, iki kulüp aralarında anlaşamadı. Yani anlaşmaya Beşiktaş sadık kaldı, İBB satmadı. Bu ancak İBB yöneticilerinin anlaşmadan habersiz olduğunu gösterir, İbrahim ile Serdal Adalı arasında bir mutabakat, ortak bir uzlaşma olduğunu değiştirmez. Nitekim kanun şu hükmede sahip: "Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur."

Yetmiyor, Sezer Öztürk transferinde de aynı şeyle karşılaşıyoruz. Sezer Öztürk'ü iddiaya göre Fenerbahçe, kötü oynaması karşılığında transfer teklifinde bulunmuş. Ne olmuş? Sezer maçın ikinci yarısında oyundan çıkarılmış. Şimdi nokta şu, Sezer iyi bir oyuncu zaten transfer edilebilir. Ancak çeteye dahilse, Bülent Uygun neden Sezer'i oyundan çıkarsın? Maçın ilk yarısı 2-1 bitmiş, ikinci yarıda Batuhan'ın kafa vuruşu direkten dönmüş. Akıl almaz.

Trabzonspor'un ise teşvik primi vermeye çalıştığı ancak başaramadığı iddia ediliyor. Başarmak? Kanun başarıdan bahsetmiyor, anlaşmadan bahsediyor. Ne diyor kanun: "Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." dahası, "Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur." Şimdi haber şöyle: "Trabzonspor Asbaşkanı Nevzat Şakar’ın Karabükspor ve Sivasspor maçları için teşvik primi göndermeye çalıştığı, ancak başarılı olamadığı iddia ediliyor."

E buyur. Trabzon teşvik primi göndermeye çalışmış mı? Şayet iddia doğruysa çalışmış. Bu halde teklif var, suç teşebbüs aşamasında kalmış, cezaya hükmolunması lazım. Başaramadı diye bir şey yok, teklif yeterli. Üstelik teşvik priminin Fenerbahçe maçı kazandığı için mi gönderilip gönderilmediğini bilmiyoruz. Yani anlaşma varsa, sonuca bakılmaksızın şike sayılacağı yönündeki hüküm de hala varlığını sürdürüyor.

Tüm bunlar ortaya hakikaten ilginç bir manzara çıkartıyor. İddialar doğruysa, bu işin Fenerbahçe ile sınırlı kalmayacağı belli, Trabzon, Beşiktaş, Karabükspor da bu kervana katılmalı.

Zamanla öğreneceğiz herhalde, ne doğru ne yanlış, şimdilik olay çok ilginç seyrediyor.

[1] http://gundem.milliyet.com.tr...9980/default.htm
[2] http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/18166870.asp?gid=381
Devamı ...

3 Temmuz 2011

Kara 3 Temmuz



Hiç lafı eğip bükmeden, dolandırmadan önce gerçeği söylemek lazım:

Şayet Fenerbahçe şike yaptıysa küme düşürülsün.

Spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair 6222 sayılı Kanun'un 11. maddesi açık: " Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır. Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. Suçun; Spor kulübünün yönetim kurulu başkan veya üyeleri tarafından, işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır."

Dolayısıyla adil bir yargılama sonucunda şayet herhangi bir şike, teşvik primi ile haksız olarak elde edilen menfaat varsa bu açığa çıksın, failleri de cezalandırılsın.

Bunlar saklı kalmak kaydıyla, şu ana kadar gelen bilgilerde akıl karıştırıcı durumlar var.

1. Aziz Yıldırım ile Recep Tayyip Erdoğan'ın ilişkisinin bittiği, 1 hafta önce Erdoğan'ın yakın çevresine Yıldırım ile ilişkisini sonlandırdığı söyleniyor.

Bu iddia gerçek ise bunun mevcut yargılamaya olan etkisi nedir merak ediyorum. Sayın Erdoğan ile kişisel ilişkinin boyutu hukuki bir yargılamanın daha önünde olmamalı. Başbakanın sevmediği insanlar da şayet suçsuzlarsa yargılanmamalılar. Tersi de doğru, suçlu olan Başbakan ile ilişkisine rağmen yargılanmalı. Adil yargılanma ilkesinin bizim bildiğimiz hiçbir yorumunda Başbakan ile arası iyi olanların adil yargılanması gibi bir hüküm yok.

2. Soruşturulan maçlar Fenerbahçe'nin Ligin 34. haftasında oynadığı Sivasspor maçı ve Eskişehir - Trabzonspor maçları. Şayet Fenerbahçe Sivasspor maçında şike yaptıysa bu kadar aptalca bir şike yapılmasını anlamıyorum. Fenerbahçe son dakikada gol yedi, maç 4-3 bitti, Aziz Yıldırım maçı izleyemeyerek iki kere tribünden çıktı. Şike olan bir maçın bu kadar zorlu geçmesi aptalca. Eskişehir - Trabzonspor maçında sorgulanan tek futbolcunun Sezer Öztürk olması da ayrı bir muamma. Bu hesaba göre Bülent Uygun ve Sezer Öztürk dışında o maçta teşvik primi alan bir futbolcu bulunmuyor. Karabük maçında oynamayan Emenike'nin gözaltına alınması "şike" işini daha da karıştırıyor. Bir maçta şike yapılacaksa bu oynayan futbolcularla yapılır, oynamayan bir futbolcu ile şike yapılması mümkün değil. Kaldı ki Emenike Karabükspor'un oynadığı Trabzon maçında da oyunda yoktu, herhalde Fenerbahçe'nin Trabzon lehine şike yapmasından da kuşkulanılıyor değildir.

3. Soruşturulan maçlar ve oyuncular dikkate alındığında Fenerbahçe'ye şike iddialarının temelde Trabzonspor Kulübü Yönetiminin resmi internet sitesinde yaptığı açıklamalarla bağlantılı, ilişkili olduğu görülüyor. Nitekim DHA kaynaklarına göre soruşturmadan Tayyip Erdoğan ve Faruk Özak'ın da haberi vardı, temelde de Trabzonspor ile koordineli bir halde yapıldı. Olayın çıkış noktası buysa Trabzonspor'un yaptığı b"ütün siyasetçilerin Trabzonspor'un emirlerine amade olması" yönündeki ifade değişik bir boyut kazanıyor.

4. Soruşturma kapsamında Giresunspor, Diyarbakırspor, Adanaspor ve Altay gibi kulüplerin de yer alması bir çok dosyanın genel bir şekilde birleştirildiğini gösteriyor. Dolayısıyla şahıslar hakkında farklı farklı kararlar verilmesi mümkün.

5. Fenerbahçe Yönetim Kurulu'nda Nihat Özdemir, Ali Koç, Serhat Çeçen, Cihan Kamer, Abdullah Kiğili, Hüseyin Ersan Topbaş gibi siyaset ve ekonomi dünyasıyla çok boyutlu ilişkileri olan şahısların, büyük holdingleri ve ekonomik varlıkları yöneten kimselerin olduğu düşünülürse siyasi, sosyal ilişkiliriyle ekonomik geleceklerini riske atabilecek şike, teşvik primi gibi uygulamalara tevessül etmeleri akıl alma. Bu kadar büyük varlıkları ve ilişkileri yöneten bu şahısların böyle olaylara izin, müsaade veya imkan vermelerini beklemek tek başına korkunç. Beşer şaşar genel kuralı ile birlikte, iddia edilen olayların gerçekleşmesi ile kişisel ekonomik, siyasi hayatlarını riske edebilecek durumda olmaları akıllıca gelmiyor.

6. Şayet bir tutukluluk kararı verilirse, ülkemizdeki tutukluluk sürelerinin uzunluğu, davanın geniş bir zamanı kapsaması gibi sebeplerle, Fenerbahçe başkanının tutuklu kaldığı bir süreç yaşanması gerçekleşebilir. Fenerbahçe'nin idari işlerinin çokluğu ve yoğunluğu dikkate alındığında bu durum Fenerbahçe'nin olağanüstü kongreye giderek yeni bir başkan seçmesine neden olabilir. Dava sürecinin uzunluğu, birinci derece mahkemesinin kararı ertesinde yaşanacak temyiz aşaması da dikkate alındığında, Fenerbahçe yönetiminde yaşanacak köklü bir değişiklk ufukta bir ihtimal olarak gözükmektedir. Şayet savcılık iddianamesi kabul edilirse en iyi ihtimalle 2-3 senelik bir zaman zarfı sonucunda nihai karar ortaya çıkacağına göre bugünden herhangi peşin hükümlü bir şey söylemek mümkün değildir.

7. Fenerbahçe tarihinin yaşadığı en kara, en kötü, en korkunç gün şüphesiz 3 Temmuz olarak akıllara kazınacaktır. Sonuçta Fenerbahçe yönetim kurulunun şike yaptığı ortaya çıkarsa, faillerin gereken cezayı çekmelerini içten diliyorum. Kimsenin bunu yapmaya ve Fenerbahçelilere bunu yaşatmaya hakkı yok. Hapis cezası, Fenerbahçe'ye gönlünü vermiş, üç otuz parasıyla maçlara gidip, çocuklarına forma alan, hayatında bir güzellik olarak Fenerbahçe sevgisini yaşatan insanların yaşadığı üzüntünün yanında hafif bir ceza olacaktır.

8. Ancak benim için Fenerbahçe şu veya bu yöneticinin malı değildir. Fenerbahçe, şu veya bu şahsın hareketleri, davranışları değildir.

Fenerbahçe bizim özlemimiz, sevgimiz, hikayelerimizdir. Bu dünyada yaşayan hiç kimse bizden Basrilerin, Cemillerin, Canların, Fikretlerin, Zeki Rızaların Fenerbahçesini alamaz. Bu dünyadaki hiçbir baskı bizden sokakta çubuklu ile top koşturup, bir Fenerbahçeli futbolcunun adını haykırdığımız günleri alamaz. Hiç bir olay, Fenerbahçe'nin galibiyetlerini, zaferlerini, Didi'sini, 1959'u, 6 Kasım'ı ve bir Denizli maçından sonra birbirimize paralel akıttığımız gözyaşlarımızı alamaz.

Bizim kültürümüz, efsanelerimiz, hikayelerimiz zaferlerden ve başarılardan ibaret olmadı. Bizler yenilgiler karşısında da birleştik, bizler mağlubiyetlerimizin ertesinde de ayağa kalktık, bizler "Fenerbahçe düştü" denildiği an en tepeye çıkmayı da gördük. Fenerbahçelilerin bacağı güçlüdür. Fenerbahçe bu halkın takımıdır. Fenerbahçe'yi büyük yapan armasının üstündeki yıldızlar değil, o armanın içine dercedilmiş iddialar ve hülyalardır. Fenerbahçe küme de düşse, bir gün kalkar şampiyonluk kupasını kaldırır. Fenerbahçe'nin bütün iyi futbolcuları gittiğinde "Fener seneye küme düşer" diyenler nasıl Küçük Şeytanlarla karşılaşıp ambale olduysa, aynısı gene olur. 18 şampiyonluğu alsanız Fenerbahçe bu ruh oldukça 18 tane daha kazanır, çünkü Fenerbahçe bu demektir.

9. Bu olaylar sonunda şike yapılmadığını, iddiaların tamamen asılsız çıktığını hasretle bekliyoruz. Bunun sonucunda Fenerbahçe nefreti ile aklı kararan, henüz daha gözaltı safhasındayken savcı gibi suçun delillerini bulup, mahkeme gibi kararı verip, hapishane gibi infaz eden, en ufak bir sorgulama, soruşturma, acaba sorusunu bile kendine çok gören, Fenerbahçe değil küme düşse kapatılsa gene tatmin olmayacak zihniyetin de bu sayede aydınlığa erişeceğini umuyoruz.

Günün sonunda biz Fenerbahçeliyiz, ateşin içindeyken de cennetteymiş gibi severiz.
Devamı ...

1 Temmuz 2011

Çamur



Belli ki basketbol takımımız da iyice sinirleri yıpratır bir hale gelmiş. Bu sene de finalde değişiklik yapıp başka bir takımı yenince iyice nefretleri körüklenmiş olsa gerek, üst üste saldırılar geliyor. Geçenlerde Deniz Gökçe bir yazı yazdı, görmüşsünüzdür, görmeyenler için yazı burada. "Bugün Türkiye'nin yurtdışında oynayan dört milli pivot basketbolcusu var. Dördü de Fenerbahçe'den tarafından doğru değerlendirilmedi, NBA'e gitti." cümlesiyle başlamasından da ciddiye alınacak bir yazı olmadığı belli. Bahsettiği isimlerden birinin zaten Fenerbahçeli olmak dışında Fenerbahçe ile alakası yokken diğer üçünü NBA seviyesinden basketbolcu yapan Fenerbahçe ama beyimiz bu oyuncuların doğru değerlendirilmediğini yazmış.

Ömer Aşık 16 yaşına kadar eline basketbol topu değmemişken; Fenerbahçe, Ülker sponsorluğunu bile almadan altyapıya kabul edilmiş, daha sonra altyapı takımı Alpella'da 1. lig tecrübesi yaşamış, Fenerbahçe'de uzun sıkıntısı doğduğunda kadroya alınıp sürekli kendini geliştirip Fenerbahçe'de düzenli oynadığı dönemde milli takımın en verimli uzunu haline gelmiştir. Semih Partizan'da dakika alamazken yine Fenerbahçe tarafından ciddi bir ücret ödenerek alınmış, üstelik oynayabilmesi için Daçka ile ciddi sorunlar yaşanmıştır. Fenerbahçe'ye geldiği dönemde kazma diye dalga geçtikleri oyuncu şimdi Fenerbahçe'nin kötü davrandığı masum adam olmuş. Nasıl kötü davranılmış o da belli değil. Kambala ceza aldığında Aydın Hoca transfer baskısına karşı çıkmış, bu uzunlara güvendiğini söylemiştir ve yabancı uzun alınmamıştır.

Enes Kanter konusunda Fenerbahçe'yi suçlamanın neye işaret olduğunu bir kere daha yazmayacağım. Yine altyapıdan yetişen, daha 16 yaşında Fenerbahçe'nin Euroleague'de forma giyme şansı verdiği bir oyuncu bu. NCAA kendisi hakkında bilgi istiyor ve Fenerbahçe oyuncu ile yapılan sözleşmeleri gönderdiği için ispiyoncu, suçlu ilan ediliyor. Yani açık açık "sahtecilik yapmadınız o yüzden suçlusunuz" diyorlar. Başka bir oyuncunun formasını giydirsek, soyunma odasında şırınga versek, sözleşmelerini sobaya atıp yaksak takdir edilecektik yani. Bir insanın Fenerbahçe'yi istenilen belgeleri gönderdi diye suçlamasını aklım kabul etmiyorken bugün daha beterini de gördük.


Fenerbahçe'nin daha geçen hafta anlaştığını duyurduğu Gist'in geçen sezon oynadığı bir maçta doping testi pozitif çıktığı için yukarıdaki başlığı atmış Radikal. Bu utanmazlığın sınırı ne olacak artık ben hesap edemiyorum. Ne yapmış Fenerbahçe? Delil mi karartmış? Ot kaçakçılığı mı yapmış? Adamın çayına çaktırmadan cathine mi atmış? Hacettepe'ye iftira mı atmış? Hacettepe'yi haksız yere mi suçlamış? Fenerbahçe gelecek sezon anlaşacağı oyuncuları her maçtan sonra köşede sıkıştırıp idrarını mı kaçırsın? Ne yapsın? Kimin ahı bu?

Bu kadar olmaz arkadaş, ayıptır. Kafasına kuş sıçsa bloguna koşup "Aziz Yıldırım'ın çiftliğinde yetiştirdiği kuşları Fenerbahçe ortama salmış, kafamıza pisliyorlar" yazacak tıynetteki ahmağından saygın köşe yazarı mertebesine erişmiş objektif spor sevdalılarına kadar, tiksindirdiniz artık kendinizden. Katille katledilenin ismini aynı anma duvarına yazma ahlaksızlığına cüret eden kokuşmuş zihniyetten mi buluyorsunuz bu cesareti? Hacettepe'nin daha geçen hafta WADA akreditasyonu iptal edildi. Türk spor tarihinin en rezil olayından sonra bile hâlâ Fenerbahçe'ye bok atabilmek için bu kurumu koruma cesaretini nasıl buluyorsunuz?

Tüm kurallar, yönetmelikler çiğnenerek 1 yıla indirilen Kerem Gönlüm'ün doping cezasının hesabını hanginiz sordunuz? O sırada "Kerem iyi çocuktur, çay içmiştir, 1 yıl doğru karar" diye yırtınıyordunuz. Şırıngaları havada uçuştursak, Ömer Aşık, Semih gibi çocuklara sahip çıkıp basketbolcu yapmak yerine cezalı oyunculara giydirmelik fason forma versek, dopingli olmayan rakip oyuncuları dopingli çıkartsak rahat mı edeceksiniz? Bunu mu istiyorsunuz? Saldırmanın, rekabetin bile bir raconu olurdu. Nefretinizin kokusu dünyanınn öbür ucuna geliyor artık. Tiksindiriyorsunuz.
Devamı ...

Resmi Siteden Trip Atmak



Yola çıkarken her kulübe eşit uzaklıkta olacağının sözünü veren Aydınlar, maalesef daha liste oluşum aşamasında bu dengeleri göz ardı etmiş ve adaletsiz bir tavır sergilemiştir. Bu vesileyle kulübümüz tavrını net bir şekilde belirlemiş ve bunu kamuoyuyla paylaşmıştır. Aksi yönde bir yaklaşım bundan böyle bizim adımıza söz konusu değildir. Önümüzdeki süreçte Mehmet Ali Aydınlar’a İstanbul kulüplerinden oluşturduğu yeni yönetim kuruluyla İstanbul ve çevresinde bol şanslar diliyor, yolunun açık olmasını temenni ediyoruz.

Saygılarımızla.
Yukarıdaki metin Trabzonspor’un federasyon seçimleri sonrası resmi sitesinden yaptığı açıklama.

Federasyon yönetim kurulunu oluştururken M.Ali Aydınlar, Trabzon’un istediği adamları almadığı için Trabzonspor seçimi boykot edip ardından böyle bir sitem açıklaması yapmış. Özellikle son paragraftaki kaprisli genç kız tonundaki cümle göz yaşartıcı. Bu açıklamanın ardından bir sonraki hamle M. Ali Aydınlar’ın facebook duvarına “giden gitmiştir, gittiği gün bitmiştir” gibi bir şeyler yazmak olur herhalde. Trabzonspor 1995-96 sezonunda şampiyonlukla beraber moralini kaybetmiş ve uzun yıllar toparlanamamıştı, 15 yıl sonra başka bir şampiyonlukla beraber bu defa akıllarını kaybettiler.

Mayıs başından bu yana Trabzonspor’un ligle, hakemlerle, elinden kaçırdığı futbolcularla ilgili bir tane aklı başında demeci yok. Federasyon başkanlığı için 10 gün önce yalvar yakar ayağına gittiği adama 10 gün sonra benim istediğimi listene almazsan sana hayatta başarılar dilerim diye Kral TV’ ye mesaj atar gibi bildiri yayınlayan nüktedan başkan ve ekibine Türk mizahına yaptığı katkılardan dolayı teşekkür ediyoruz.
Devamı ...