11 Ocak 2013
Erkek Basketbol Takımı ve Pianigiani Üzerine
Sene başına bir dönelim Spahija’nın görevden ayrılmasıyla önce uzun süre coach piyasasasının creme de le cremleri Pesic-Obradoviç-İvkoviç üçlüsünün peşinden koçtuk, bunlar olmayınca kalburüstü koç olarak Pianigiani’yi tercih ettik.
Pianigiani’nin son 5 yıl Siena’ya oynattığı savunma eksenli topa baskılı basketbolu bizde de oynatabileceğini, bu doğrultuda bir takım yaratabileceğini düşünüp umutlanmıştık. Her ne kadar İtalya dışında ilk kez çıkması, Siena gibi bir küçük bir kent ve kulüpten Fenerbahçe gibi bir kulübe gelmesinin olumsuz etkileri olabileceğini düşünsem de yine de Siena performansı koça kredi vermeyi hak edecek cinstendi.
Ben bütün takım sporlarında kupaların aslında sezon sonundaki Mayıs ya da Haziran ayında değil sezon başındaki Temmuz-Ağustos döneminde kazanıldığını düşünüyorum. Yani takım mühendisliğinin yapılıp oynanılacak sisteme göre oyuncu bulunduğu ve bu oyuncular arasında kimyanın nasıl oluşturulacağının hesabının yapıldığı dönem o sezon sizin performansınızı doğrudan belirliyor.Biz ilk hatayı burada yaptık. Bo ,Andersen ve Sato koçun kafasındaki sistemin parçaları olarak transfer edildi, Batiste’in transferinin Pianigiani tarafından çok istenildiğini sanmıyorum o biraz emr-i vaki oldu İlkan hiç planda yokken piyangodan çıktı, Barış Ermiş de zaten koçla anlaşılmadan çok önce alınmıştı.
Sezona başlarken Fenerbahçe’nin pota altı rotasyonu Batiste-Andersen-Oğuz-İlkan ve Kaya şeklindeydi. Uzun süre bu acayipliğin bir şekilde giderileceğini sert bir uzun alınacağını falan düşündük ama sezona böyle başladık. Kaya’nın rotasyonda zaten hiç düşünülmediğini hesap edersek Fenerbahçe’nin pota altını emanet ettiği 4 oyuncunun hiçbiri savunmasıyla bilinen oyuncular değildi. Bu oyuncuların çok büyük bir değişim gösterip çok iyi savunma yapmalarını beklemek dışında elden gelen bir şey yoktu.
Sezon başladı Khimki İstanbul’da rahat geçirilirken o maçın bu sene seyrettiğimiz ilk ve son rahat Eurolegue maçı olduğunu bilmiyorduk muhtemelen tıpkı Mc Calebb’in sakatlığı sonrası Barış’ın Slovenya’daki son periyot performansıyla Union Olimpija’yı deplasmanda yendiğimiz maçın ilk ve son deplasman galibiyetimiz olduğunu bilmediğimiz gibi. Real Madrid maçıyla birlikte çok kısa süren iyi günlerin sona erdiğini gördük, takım ribaunt alamıyor pota altı savunması delik deşik oluyor ve hücumu da tamamen bireysellik üzerinden yapıyordu.
Zamanla oyuncular birbirleriyle alıştıkça düzelir diye umduğumuz şeyler giderek daha kötü hale geldi. Cantu ile deplasmanda oynanan maçta takım daha ikinci çeyrekte havlu attı, ligde Karşıyaka’ya karşı hücum ribauntu verme rekoru kırdığımız maçı da kaybettik, bir şekilde zor bela son Cantu maçını kazanıp Top 16 ya kendimizi attık, ligde de kendi sahamızda oynadığımız üç hedef maçI -Beşiktaş-Banvit-Galatasaray- kazasız atlattık.
Takıma takviye yapılması gerçeği çemberi koruyacak bir uzun almamız gereği ayan beyan ortadayken Batiste’i göndermeyi beceremediğimiz için uzun alamayıp Fenerbahçe resmi sitesine göre Avrupa’nın en iyi guardlarından ama ne hikmetse Pianigiani’nin Euroleague’de düşünmediği Tripkoviç’i aldık.
Top 16’daki faciayı hepimiz biliyoruz anlatmaya gerek yok , bu seviyede bir takımın bundan daha kötü savunma yapabilmesi zaten mümkün değil. Fenerbahçe öyle yanlış bir kimya oluşturdu ki hasbelkader iyi savunma yapan bir beş sahadaysa o beş hücum edemiyor, iyi hücum eden bir beş bulmuşsak da kesinlikle o beş savunma yapamıyor. Bo-Sato-Emir-Bojan-Batiste beşiyle başladığımız bir maçta savunmamızın iyi olması mümkün değil mesela. Bu beşte savunması ortalama üstü olan tek oyuncu Sato. Bojan skorer diye onu sahada tuttuk diyelim Sato da iyi savunmacı diye sahada kaldı. Barış- Ömer- Kaya ya da İlkan dörtlüsünden üçünü oyuna aldık. Bu sefer de bu takım savunmayı bir vites artırsa da hücumda tamamen kilitleniyor. Yani o kadar kötü planlanmış, yanlış kimyayla oluşturulmuş bir takımımız var ki deliğin birini kapatsan başka yerden iki delik açılıyor onu kapatsan hiç beklemediğin yerden bir delik daha çıkıyor.
Benim anlamadığım şey şu, bu takım sezona bir tane bile sert uzunu olmadan nasıl başlar, bu bir koç tercih hatası mıdır, takım mühendisliği hatası mıdır, bugün savunmanın hücuma göre çok daha geri planda olduğu NBA’ de bile potayı koruyacak oyuncu rolü bu kadar ön plana çıkmışken sadece bu vasfı çok iyi olan Ömer Aşık Houston’da onca hücum defosuna rağmen milyon dolarlık kontrat alabiliyorken nasıl olur da savunmanın, potayı korumanın neredeyse bir gurur vesilesi, namus meselesi olduğu Euroleague gibi bir yerde bir tane bile ortalama üstü sert bir uzuna kadroda yer verilmez hakikaten bunu anlamıyorum.
Pianigiani Siena’da başarılı olduğu sisteminin en kilit rolündeki Stonerook’un özelliklerine benzer özellikte sert, her yere yardıma giden bir adamı neden istemedi, istedi de yönetim boşver biz Batiste’i alalım mı dedi, pota altına sertlik katabilecek tek adam olan Vidmar’ı kiralamak koçun mu yönetimin mi fikriydi bunlara bir cevap verseler çok sevineceğim.
Oyuncuların kişisel performanslarına dair de bir şeyler söyleyeyim. Batiste transfer edildiğinde de yanlış transfer olduğunu düşünüyordum, Panathinaikos’daki son senesinde düşüş başlamıştı, hatta F4 de canlı canlı izleme şansım olduğu için de rahat söyleyebilirim Pana’nın gerek F4 de gerek Yunan ligi finalinde Olympiakos karşısında en zayıf halkasıydı. Biz Batiste’in bugününü değil geçmişini düşünüp geleceğe dönük bir transfer yaparak baltayı taşa vurduk.
Andersen Avrupa’nın hücum potansiyeli olarak en iyi 4 numaralarından biri olmakla beraber hiçbir dönem üst düzey bir savunmacı değildi ama savunmada bizdeki hali bu geçmişle açıklanamaz. Yani geçen sene mesela Siena’da asla bu kadar kötü savunma yapmıyordu.Şu an savunmada el bile kaldıramıyor, ayağını çekemediği için çıktığı her show-up da faul yapıyor, ribaunt alamıyor.İsim olarak yıllardır problem çektiğimiz 4 numara problemine ilaç olacak gibi geliyordu ama büyük bir hayalkırıklığı oldu.
Diğer bir hayalkırıklığı olarak Bo Mc Calebb’i sayabiliriz, Geçen yıl Euroleague’de en iyi beşe seçilmiş bir oyuncunun bu sene yetenekleri çalınmış gibi oynaması da açıklanamaz. Bir problemi olduğu vücüt dilinden bile belli, Siena maçının son dakikalarında sorumluluktan tamamen kaçıp topu Emir’e teslim etmesi, alamet-i farikası olan drivelerinden eser kalmaması ve geçen sene çok iyi olan şut yüzdesinin yerlerde sürünmesi ve bence en önemlisi aslında iyi bir savunmacı olmasına rağmen savunmayla yakından uzaktan ilgilenmemesiyle takımın bu halinin saha içindeki en büyük müsebbibi
Bu bireysel hayalkırıklıklarına Oğuz Ömer ve Barış’ı da katabiliriz. Özellikle Ömer Onan artık o bildiğimiz profilden çok uzak bir performans çiziyor. Ama Türk oyuncular konusunda ben koçun da hatalı olduğunu düşünüyorum. Bence yeteri kadar güvenmiyor Türk oyunculara. Barış Ermiş mesela Slovenya’da Bo’nun sakatlığı sonrası maç kazandırmasına rağmen Bremer transferi sonrası onun ardında kaldı, keza Can Maxim Mutaf galiba içerdeki Kolej maçında momentumu değiştiren oyuncu olmasına rağmen koç tarafından bir daha hiç oynatılmadı, aynı şey Kaya için de geçerli Batiste-Andersen savunmada elini bile kaldırmazken Euroleague maçlarında doğru düzgün süre bile almadı. Oğuz, Batiste ve Andersen’in döküldüğü Siena maçında 0 dakika oynayıp üç gün sonra Efes maçına ilk beş çıktı, Ömer Barcelona maçında en iyi savunduğu adam Navarro çatır çatır üçlük atarken kenarda havlu sallıyordu. Yani Türk oyuncuların da Pianigiani ile aralarında ciddi bir güven problemi olduğunu düşünüyorum.
Ne yapmalıyız şu aşamada diye sesli düşünelim. Açıkçası şu aşamadan sonra zaten Euroleague’de gruptan çıkmak imkansız. Geçen sene play –off öncesi Spahija’yı gönderip Ertuğrul Erdoğan ile yola devam etsek ciddi olarak şampiyonluk şansımız vardı, sezon ortası koç değiştirilmez deyip şampiyonluğu feda ettik, bu sene de aynı senaryoya gidiyoruz gibi. Bu kadar dibe vurmuş ve en önemlisi kaybetmeyi kanıksamış bir takımla karşı karşıyayız. Pianigiani’yle daha fazla yürümenin bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Ertuğrul Erdoğan-Serdar Apaydın ikilisine takımı teslim etmek şu aşamada en doğru karar olur gibi geliyor. Oyuncuların da aklının başına gelmesi için bir şeyler yapmak lazım ama alınan sonuçların çok da umurlarında olduklarını sanmıyorum.
Batiste dışındaki transferlerin kağıt üstünde yanlış olduğunu düşünmemekle birlikte Beşiktaş krizdeyken ve kadro dağılırken tam bizim aradığımız tipte iki oyuncu Bonsu ve Hawkins’i neden almadığımızı da hala çözebilmiş değilim. Devamı ...