28 Ağustos 2009
Çabuk Bulup Getirin Düşmanımı
Sivasspor maçı öncesi en ucuz biletin 55 lira olmasına tepki gösteren taraftarlar, bunu dün bir pankartla Şükrü Saracoğlu’na taşıdı. “Neşeli günler” isimli Türk filminde Ziya rolünü oynayan usta sanatçı Şener Şen’in, vapurda jilet sattığı sahneyi bilet fiyatlarına uyarlayan Sarı-Lacivertliler, Türk Telekom Tribünü’ne, “Nadya Komanaci, Taçsız Kral Pele, Fenerbahçeli Cemil’le gittik maça, atma ZİYA biletler 55 lira” yazılı hicivli bir pankart açtı. Taraftarlar tepkilerini bu şekilde ortaya koyarken, pankartı gören Başkan Aziz Yıldırım’ın küplere bindiği belirlendi. Derhal stat görevlilerini çağıran Fenerbahçe Başkanı, bu pankartı kim veya kimler açtıysa bulunup, kendisine getirilmesini istedi. Görevliler seferber olup, pankartı açanları aramaya başladı ancak elleri boş döndü.Aklıma bir Aziz Nesin öyküsü geldi okuyunca, neyse ki internette daha önce yazmışlar beni büyük bir dertten kurtarmışlar. Beş dakikasını ayırana aşağıda
Dünyanın En Büyük Kralı ve Tahtakurusu
Bir varmış bir yokmuş... Kiminde az olan, kiminde çokmuş. Karnı tok olanın gözü aç, gözü aç olanın karnı tokmuş. Vur vuranın, kır kıranın, Ali kıran baş kesenin çok olduğu bir yerde, insafın hiç olmadığı bir zamanda bir ülke varmış. Bu ülkede yaşayanlar yılın bir günü tartılırlar, kim daha ağır gelirse, o ülkenin kralı olurmuş. O yüzden orada yaşayanlar, kral olabilmek için durmadan dinlenmeden yerler, içerlermiş ki, şişmanlasınlar da tartıda ağır çeksinler.
O ülkede cılız, sıska, kanı iliği kurumuş biri varmış. O da öbürleri gibi, gece gündüz,
- Ah bir kral olsam, ah bir kral olsam... der dururmuş... Böyle dermiş ama, gözünde yaşı var, tasında aşı yokmuş. Ne yesin, ne içsin de şişmanlasın?..
Bir gece, kulübesinde hart hart kaşınmaya başlamış. Hem tatlı tatlı kaşınır, hem de biyandan acı acı düşünürmüş:
- Ah, nasıl bir kral olsam, ah nasıl bir kral olsam... Kemiğine yapışan derisini bişey ısırıp duruyormuş. Adam, elini sırtına atmış, bacaklarının arasına bakmış. bitürlü bu ısıran şeyi bulamamış. Elinden başka bişey gelmeyince de boyuna kaşınır, durmadan da,
- Kral olsam, kral olsam... dermiş. O böyle söylenirken, kulağına vızıltı gibi bir ses gelmiş. Kulak kabartmış. Vızıltı şöyle dermiş:
- Bu adamın da, hiç kanı canı yok... Adam sabaha kadar,
- Ah kral olsam... deyip kaşındıkça, o vızıltı da,
- Bunda ne kan, ne can var... dermiş. Sıska adam,
- Kimdir o?.. diye karanlığa sormuş. Karanlıktan vızıltı,
- Benim!.. Ben, tahtakurusu!.. demiş.
- Neredesin?
- İki kürek kemiğinin ortasında.
- Şöyle gel de seni göreyim...
Tahtakurusu, adamın sırtından dizine gelmiş. Açlıktan zar olmuş bir tahtakurusu, karnında bir sıkımlık kan yok. Adam,
- Ne söylenip duruyorsun?.. demiş. Tahtakurusu da ona,
- Bütün gece vücudunda dolaştım, emecek bir damla kan bulamadım. Ya sen ne söylenip duruyorsun?.. demiş.
Adam, tahtakurusunu iki parmağının arasına almış, tam ezeceği sırada tahtakurusu,
- Beni ezme, ben senin kral olmana yardım ederim... demiş.
- Sen bir tahtakurususun,benim kral olmama nasıl yardım edersin?
- Sen beni besle, ben de seni beslerim. İkimiz de şişmanlarız. Sen şişmanlayınca kral olursun, ben de senin sayende yaşarım.
- Peki ben seni nasıl besleyeyim?
- Senin hiç düşmanın yok mu? Beni düşmanlarının yanına götür, bırak. Ben onların kanını emerim. Öyle emerim ki şaşarsın. Eme eme kanlarını kuruturum. Sen de onların nesi var nesi yoksa hepsine konarsın.
Tahtakurusunun bu sözleri sıskanın aklına yatmış ama, düşünmüş taşınmış, hiçbir düşmanı yok... Tahtakurusuna,
- Benim düşmanım yok ki... demiş. Tahtakurusu da ona,
- Nasıl olur? demiş, yeryüzünde her yaratığın düşmanları vardır. Senin de düşmanın vardır ama, haberin yok. Hele bir düşün bakalım...
Adam düşünmeye başlamış:
- Acaba düşmanım kim? Şu mu, bu mu, o mu, yoksa öbürü mü? Tahtakurusu,
- Bu saydıklarının belki hepsi de senin düşmanlarındandır da sen bilmiyorsun. En korkunç düşman, sana güler yüz gösteren sinsi düşmandır... demiş.
Adam,
- Doğru... demiş, tahtakurusunu alıp, bir komşu evin penceresinden içeri bırakmış... Kendisi de çullarının arasına girip uyumuş.
Ertesi gece yine,
- Ah bir kral olsam, ah bir kral olsam... deyin dururken, o sesi yine duymuş ama, daha kalınlaşmış bir sesmiş.
Bir de bakmış, tahtakurusu. Ama tombul bir tahtakurusu,
- Bak, bir gecede fıstık gibi oldum, beni götür de düşmanının kanını emeyim... demiş.
Adam yine komşusunun evine götürmüş tahtakurusunu.
Daha ertesi akşam, fındık kadar irileşen tahtakurusu yuvarlana yuvarlana gelmiş,
- Bak gördün mü, ne kadar oldum, demiş, bana sen düşmanlarının kanını emdir, daha da büyürüm.
Adam,
- Sen şişmanlıyorsun ama, demiş, bana bişey olduğu yok.
- Acele etme, çok geçmeden sen de o kadar şişmanlayacaksın ki, sonunda seni kral yapmak zorunda kalacaklar.
Adam, her gece tahtakurusunu komşusunun evine bırakır, ertesi gece tahtakurusu döner gelirmiş. Gelirmiş ama, her seferinde biraz daha irileşerek. İrileşe irileşe, ceviz kadar, elma kadar, fare kadar olmuş.
Fare kadar olunca, komşusu artık bu tahtakurusunun yüzünden evinde duramaz olmuş, çoluğunu çocuğunu alıp başka bir yere çıkmış. Sıska da, komşusundan boşalan eve taşınmış. Ağaçlarındaki meyveleri, bahçesindeki sebzeleri yemeye başlamış. Böyle böyle sıskacık adam da toplanmış, az çok kendine gelmiş.
Ama tahtakurusu,
- Benim karnım aç, bana emecek kan bul!.. dermiş. Adam boyuna, "Acaba benim düşmanım kim?" diye düşünürmüş.
- Dün sabah filan kişi hatırımı sormadı, sakın düşmanım olmasın?
- Yoksa benim düşmanım falanca mı? Evet, o olacak. Çünkü hiç bana selam vermiyor!
- Belki de düşmanım işte şudur. Şimdiye kadar hiç bana yardım etti mi?
Tahtakurusunu alır, her gece bir düşmanın evine salıverirmiş.
Tahtakurusu da düşman kanı eme eme, kedi kadar olmuş, derken tavşan kadar olmuş. Bir evden içeri girdi mi, kim varsa gırtlağına yapışır, kanını emer, öldürürmüş. Tahtakurusunun sahibi de, ölen adamın evine, malına konarmış. Konunca da yer içer, şişmanlarmış. Ama tahtakurusu hiç durmaz,
- Bana düşmanını göster, kanını emeceğim. Benim karnım aç!.. dermiş.
Artık tahtakurusu azgın bir buldog köpeğine dönmüş. Kimi görse hırlar, üstüne atılırmış. Sahibine karşı da, sadık bir köpek gibiymiş. Hiç onun sözünden dışarı çıkmazmış. Adam, tahtakurusunu iplerle bağlamış. Tahtakurusu ipleri sökmüş. Zincire bağlamış, zincirleri koparmış. Kan emip, karnı doyduğu zaman yatıp uyuyor, karnı acıkınca bitürlü uslu durmuyor, hep bağırıyormuş:
- Karnım aç, bana düşman bul, kanını emeceğim...
Adam, birisinin kızını ister, kızı vermezlerse onu düşman bilirmiş. Hemen tahtakurusunu üstüne salarmış adamın. Birisi yanlışlıkla ayağına bassa,
- Vay benim düşmanımsın!.. diye onu tahtakurusuna yedirirmiş.
Tahtakurusu boğa kadar olmuş. Adam da şişmiş de şişmiş. Sonunda kral seçimi için, tartılma zamanı gelmiş. Herkes gibi o adam da tartılmış. Adam o kadar ağırmış ki, tartıldığı odun kantarı çekmemiş, kopmuş.
Ahali,
- Şimdiye kadar başımıza hiç bu kadar büyük bir kral gelmedi. Tarihimizin en büyük kralı... Yaşasın Büyük Kral!.. diye alkışlayarak yeni kralı saraya taşımışlar. Azgın tahtakurusu da kralın yanı başında tahtın yanına kurulmuş. Gece otunca tepinmeye, bağırmaya başlamış:
- Karnım aç... Kan isterim, can isterim!.. Kral, Baş Nazırını çağırmış,
- Krallığımızın içinde bana düşman olanlar kimlerse, çabuk bul getir... demiş.
Baş Nazır,
- Aman efendimiz, demiş, ülkenizde hiç kimse size düşman değildir. Siz zorla kral olmadınız ki... Sizi millet tarttı. Herkesten ağır geldiğiniz için kral oldunuz. Sizin düşmanınız yoktur.
Kral,
- Olamaz öyle şey, diye bağırmış, ben bir kral olayım da benim düşmanlarım olmasın... Çabuk, bana düşmanlarımı bulup getirin!
Baş Nazır bu işe şaşmış ama, ne yapsın. Kralın fermanı... Bütün nazırlara, nazırlar da kendilerinden sonra gelenlere emir vermiş.
- Nerede kralımızın düşmanı varsa tutup getirin! Başlamışlar düşman aramaya... Ama düşman yok. Baş Nazır,kendi başından korktuğu için,
- Her kim sağa bakarsa kralımızın düşmanıdır, tutup getirin!.. demiş.
Bu emri duymayıp sağa bakanları kralın düşmanı diye getirmişler. Tahtakurusu, bunları bir solukta yemiş. Yemiş ama doymamış:
- Ben kan isterim, karnım aç!..
Başını duvarlara vurdukça sarayın temelleri sarsılırmış. Baş Nazır,
- Her kim sola bakarsa kralımızın düşmanıdır... demiş.
Hiç kimse sağa sola bakamaz olmuş. Yanlışlıkla bakanları tutup getirmişler. Fil kadar olan tahtakurusu bunların üzerine atılıp kanlarını emmiş, daha da şişmiş.
- Karnım aaaç!.. diye bağırdıkça yer gök sarsılırmış. Tahtakurusuna düşman bulabilmek için, ileri bakan, geri bakan, aşağı bakan, yukarı bakan, hep düşman sayılmış. Artık o ülkedekiler, kralın düşmanı sanılıp da canlarından olmamak için, gözlerini kapamışlar, hiçbir yere bakmamışlar. Ama kral,
- Bana düşman lazım. Çabuk düşman bulun!.. diye kükremiş.
Nasıl kükremesin? Kan eme eme saraya sığmayacak kadar irileşen tahtakurusu, öyle azmış ki, krala bile,
- Ya bana emecek kan bulursun, ya senin kanını emerim!.. demeye başlamış.
Kral, düşman bulamazsa, kendi canından olacak. Kralın düşmanı olmamak için hiç kimse de evinden dışarı çıkmıyormuş. Ne yapsınlar? O ülkede bir "Düşman Arama - Bulma" örgütü kurmuşlar. Tahtakurusuna her gün daha çok düşman gerekli olduğundan, örgüt de gündengüne genişliyor, büyüyormuş. Herkes kendi canını korumak için, birini,
- Bu, kralımızın düşmanıdır!.. diye haber vermeye başlamış.
Ama bitürlü tahtakurusunun karnı doymuyormuş. Nasıl doysun? Kan emdikçe şişiyor, şiştikçe acıkıyormuş.
Evlerinde gizlenen insanları zorla dışarı çıkarırlar,
- Bugün günlerden nedir? diye sorarlarmış. Günlerden çarşambaysa,
- Bugün çarşamba... diyenleri kralın düşmanı diye yakalar, tahtakurusunun önüne atarlarmış.
Artık herkes çarşambaya, perşembe demeye başlamış. Ama bu da yetmemiş. Tahtakurusunun ayaklan yerde, sırtı bulutlarda. O kadar büyümüş. Krala hırlar,
- Bana emecek düşman kanı bul, karnım aç! Yoksa seni yer yutarım!.. dermiş.
Kral, tahtakurusunun korkusundan, çevresindeki herkesi düşman görmeye başlamış. Sarayda kim varsa,
- Siz benim düşmanımsınız!.. diye bağırır, onları tahtakurusunun fırın ağzı kadar geniş, alevli ağzına atarmış.
Bütün nazırları, baş nazırları, en yakınlarını bile tahtakurusuna vermiş. Sonunda "Düşman Arama - Bulma" örgütünü de tahtakurusuna yedirmiş. Tahtakurusu o kadar büyümüş ki, hantal, iri vücudu, bütün ülkenin üstüne çökmüş. Çenesini açıp, boğa yılanı gibi dilini krala uzatıp,
- Karnım aç!.. Bana emecek kan bul!.. demiş. . Kral sağına bakmış, soluna bakmış, arkasına bakmış, önüne bakmış, kendisinden başka kimse yok. Başlamış kaçmaya. Ama nereye kadar kaçacak? Koca kral, tahtakurusunun yanında pire kadar bile kalmıyormuş. Tahtakurusu, parmağının ucundaki ağaç dalı uzunluğundaki bir kılla kralı yakalamış.
- Bana düşmanını göster, onun kanını emeyim. Karnım aç!.. diye alev alev solumuş.
Kral ağlamış, yalvarmış, tahtakurusunun önünde yere kapanmış. Ama hiçbiri para etmemiş.
- Bana düşmanını göster, kanını emeceğim.
- Kralın sağ elinin işaretparmağı kendi göğsüne uzanmış.
Tahtakurusu, hüüp diye, dünyanın en büyük kralını yutuvermiş.- Aziz Nesin -
Devamı ...
21 Eylül 2008
Yakın Tarihten Tribün Manzaraları II
Sandıkta Görüşürüz Mesut Bey
Tarin 17 Mart 2002, Kadıköy'de 27. hafta müsabakası, Malatyaspor maçı. O sezon pek iyi değil Fenerbahçe, sezon ortasında teknik direktörünü göndermiş, Lorant'la yoluna devam ediyor. 2001-2002 sezonunun ilk yarısı felaket geçmesine rağmen bu sezonda Fenerbahçe son haftalara kadar şampiyonluğu kovalamıştı, belki de bu yüzden Lorant sezon sonunda görevine devam etmişti. O sezon Denizli'nin gönderilmesi, CL'de gelen hüsran, Lorant gibi ismi bilinmeyen bir teknik direktörün varlığından çok konuşulan şey de Ulusoy federasyonuydu. Hakem hataları her maç tekrarlanır olmuştu ve Fenerbahçe taraftarı takımının haksızlığa uğradığını düşünüyordu.
Bu Malatya maçından önce büyük bir yürüyüş düzenlendi. Galatasaray'ın maçı bilmem kaçıncı kere yine ertelenmişti. O hafta da Trabzon maçları erteleniyordu. Aşağıdaki kare o yürüyüşten
O gün stadta 50,000 kişi vardı. En tepedeki "Sandıkta görüşürüz Mesut Bey" pankartı hemen maç başlamadan önce, takımlar taraftarı selamlarken açıldı. Bu pankarta polisin tepkisi sert oldu. Eski numaralıda hemen VIP tribünün altında açılan bu pankartı indirmek için numaralının alt tarafındaki insanları ezerek, bir aceleyle pankarta doğru yönelip tutan insanlara saldırdılar. Pankartı tutanlar ve numaralıdaki diğer taraftarlar polise direnç gösterdi. O sırada İstiklal Marşı başladı. Bir başkası İstiklal Marşı okunurken iki adım yürüse tekme tokat içeri alacak olan polis saldırısına ara vermedi. Pankartı almak için daha da kalabalık saldırıyorlardı. O sırada ben Telsim'deydim. Diğer tribünler de kalabalıklaşan polis gücünün pankartı indirmek için saldırmasına ve numaralının direnmesine tepkisiz kalmadı. Bütün tribünler ıslıklamaya başladı. Çevremdeki insanlar ve ben de gürültü yapıyorduk. Bu gürültünün içinde polislere okkalı küfürler de vardı tabii. Hemen arkamda polis şeridi olduğunu kafama inen tokatla farkettim. "Noluyor lan?" sorusuna "Orda noluyor? İnsanlara saldırıyorlar!" tepkisi verdiğimde polislerin neden yaka paça alıp götürmediklerini hâlâ çözemedim. Şimdi olsa kesin alırlar, hiç şansım olmaz, belki de çok çocuk gibi görünüyordum o zamanlar, o sayede yırttım. Bu mücadeleden Fenerbahçe taraftarı galip çıktı daha sonra. Numaralıda direnenler polisin pankartı almasına izin vermedi. Pankart açıldı ve mesaj verildi. Maç 2-2 sona erdi, bu büyük bir darbeydi ama 2 hafta sonra Ankara'da son saniyede yenilen darbenin yanında hatırlanmayacak kadar küçük kalacaktı.
Bu maçtan ilginç bir not da yine maç öncesinden. Maçtan önce GFB Aziz Yıldırım ve yönetim lehine tezahuratlar yapıp, teşekkür pankartları açmıştı çünkü bir hafta önce Antalya'da yine vahşi bir polis saldırısı olmuş ve Aziz Yıldırım olayların ortasına dalarak polisi durdurmuştu. Nereden nereye?
Yakın tarihten tribün manzaraları yazı serisi
Devamı ...
19 Eylül 2008
Bunu Nasıl Iskalamışız?
Eski fotoğrafları kurcalarken bir tanesine denk geldim, bunu nasıl bugüne kadar ıskalamışız, nasıl böyle bir nimetten istifade edememişiz hayretler içindeyim? İşte pankart yukarıda. 2006 - 2007 sezonunda Kadıköy'de oynanan Gs maçında asılmış. Bugüne kadar bunu bilsek hiç sıkıntı çekmezdik. Ortamda Galatasaray, Fenerbahçe falan tartışma mı var, ver şiiri.
- Fenerbahçe'den bir şey olmaz.
- Mazideki halini unutma lan!
- Yok abi Gs iyi bak, kadro falan.
- Lan baban kimdi bilemezdin şerefsiz!!!
- Haklısın abi, düşünemedim bi an...
- Abi bu Guiza İspanya'nın Ali Lukunkusu diyorlar.
- Fenerbahçe'ye dil uzatma sebepsiz!
- Yok abi dilden değil de, zaten Emre de para için gelmiş bence.
- Lan sen anandan çıkardın ama baban kimdi bilemezdin şerefsiz!!!
- Pardon abi, zaten aslında Guiza 40 gol atar diye düşünüyordum, muhabbet açayım dedim...
Devamı ...
18 Mayıs 2008
Yakın Tarihten Tribün Manzaraları I
6 Kasım 2002
Hikaye unutulmayan 6 Kasım'dan. Şükrü Saracoğlu stadının gerçek anlamda cehennem olduğu son maçtı belki de. O maçla birlikte valilik, emniyet, kulüpler, yöneticiler çıldırdı ve 5149 nolu Sporda Şiddet Yasası hayatımıza girdi. Konu o maçta olanlar ve sonuçları değil aslında, maçtan bir hatıra, birçok kişinin bilmediği.
Maç öncesi çekilmiş maraton tribünün tam boy fotoğrafı vardı çok iyi hatırlıyorum ama ne kendi arşivimde ne de internette saatlerce aramama rağmen bulamadım. Elimdeki en iyi fotoğrafla anlatacağım. Bu maç öncesi muhteşem bir meşale şov vardı, dört tribün aynı anda meşaleleri yakmış ve sadece stad değil Kadıköy dumanaltı olmuştu. Sadece meşaleler değildi tabii günü güzel yapan, maç öncesi muhteşem samanyolu şovu ve dört tribünde de bulunan muhteşem pankartlar vardı. İşte bu pankartlardan birisinin hikayesini anlatıyor bu yazı.
O maçta açılan ve sonraları sloganlaşan "Fransız da olursun Yunan da senin sorunun tohumunda" gibi benim çok ilgimi çekmeyen hatta Galatasaray'ın Avrupa'daki rakiplerini ölümüne desteklediğim için pek benimsemediğim ve üzerindeki sloganı coşkuyla haykırmadığım şu pankart en bilinenlerinden
Tabii bu pankartların hedefinde 4 gün önce Panathinaikos'la kendi evimizde 1-1 berabere kalmamızı Yunan bayraklarıyla kutlayanlar vardı ama bu pankartları herkes biliyor zaten. Benim birazdan anlamını açıklayacağım şahane kombinasyonuna rağmen pek rağbet görmedi. Bahsettiğim kombinasyon aşağıdaki fotoğrafta küçük bayraklarla oluşturulan kombinasyon.
Hemen skorbordun sağ tarafında, maraton tribünün ortasında yer alan ufak bayraklar dikkat çekiyor. En başta üst yarısı sarı, alt yarısı lacivert bir bayrak var, ondan sonra sol tarafı beyaz, sağ tarafı açık mavi bir bayrak, onun hemen sağında da mavi-beyaz kareli bir bayrak var ve bayraklar devam ediyor. İşte bu nefis kombinasyonu oluşturan bayraklar sarı-lacivert bayraktan hemen sonra görülen bayraklar. Şimdi sırayla yanyana o bayrakları koyuyorum, hangi sırayla gittikleri daha iyi anlaşılacak.
ve böyle devam ediyor gördüğünüz gibi. Gerçi son koyduğum bayrağın rengi değişmiş ama şekli aynı. Peki bu bayraklar ne anlama geliyor? Buyrun
http://en.wikipedia.org/wiki/International_maritime_signal_flags#Letters
Bayrakların yerine harfleri koyun ve eksik kalan son 4 bayrağı siz doldurun...
Devamı ...