26 Aralık 2011
Damat Ferit Güzel Adamdı. Nihat Özdemir de Öyle.
3 Temmuz'dan bu yana yaşanan süreci "Fenerbahçe'nin Kurtuluş Savaşı" olarak nitelendiriyoruz. Haklı bir benzetme. Tabii bu, Fenerbahçe'nin başına gelen ilk muhasara değil, son da olmayacaktır. İrili ufaklı her devletin kaderinde olan şeyler, asırlık camiaları da buluyor bir şekilde.
Bu acı duruma "Çilemse çekerim, kaderimse gülerim" diye yaklaşmak mümkün ama maalesef sözün devamını "İstedim vermediler, 'sen şoförsün' dediler. Emeğimiz bilek zoru, Allah'ım sen bizi koru. Aşk bir sudur, iç iç kudur. Aşkı çekene, derdi bilene sor. Aşk çekenin, yol gidenin. Kabahat sende değil, seni sevende. Naaber?" diye getirip, Çiçek Abbas'a atıf yaparak gülümsemek mümkün değil. Çünkü savaş zor ve cephesi birden çok.
"Yargıya intikal etmiş bir konuda yorum yapmamak" kadim bir Türk geleneği olma yolunda hızla ilerliyor. Fenerbahçe yöneticileri de bu geleneğe istinaden geri durup, son yapılan mitinge kadar taraftarla yan yana gelmemeye gayret gösterdiler. Aslında "ortalarda gözükmemeye" desek daha doğru olur.
Tabiidir ki hem çeşitli iş kollarıyla iştigal edip, hem bu işler yüzünden "halife postu bürünen" yüce devletluların kapı kulu konumunda olup, hem de sıradan cumhuriyet kullarıyla bir araya gelmek ve onların keskin tepkilerine "Helal be" sayhası çıkarmak, müstakbel ticari süreçler için iyi bir fikir sayılmazdı.
Olağanüstü zamanlarda, olağanüstü korkular olağandır. Korkan, korktuğunu kolay kolay söyleyemez. Zira korku boku, başka şeye benzemez.
Fenerbahçe taraftarı pek korkmaz ama korkanın halinden anlar. O yüzden "yöneticiyim ben" diye toplantıda deri koltuğa oturmayı bilip, her kriz döneminde taraftardan kaçan ve FBTV'nin ekranına necefli maşrapa koyduran bu insanları hoş gördü taraftar.
İki şekilde formül haline getirecek olursak:
Fenerbahçe Taraftarı (Bağdat Caddesi'nde birikti. Köprüye yürüdü. İstiklal Caddesi'ne çıktı. Topuk Yaylası'na tırmandı. Kadıköy'de toplandı. Fenerium'ları istila etti. Taraftar kartlara saldırdı. Kombineleri yağmaladı.)
Fenerbahçe Taraftarı = Dik Duran Sarı-Lacivert İnsanlar Topluluğu
Peki "sadrazam" sıfatıyla "susması taraftarca hoş görülen yönetici taifesinin" başına geçen Nihat Özdemir ne yaptı? Elhak susmadı. Sussa daha iyiydi ama susmadı.
Ağladı.
İstifa etti.
Geri döndü.
Taraftar Lig TV'ye tepki yağdırırken "Decoder alın" dedi.
En son olarak da "Aman. Siz amanı bilir misiniz? 58. madde değişsin, yanarız alimallah" diye tutturdu.
Aslında sorun Nihat Özdemir'in bu tarz davranması değil. Onun görevi bu. Yapabileceği bu. Çünkü Nihat Özdemir sadece "özerk" bir insan. İç işlerinde bağımsız, dış işlerinde birilerine fena halde bağlı.
Fenerbahçe için birinciye gelen sorun, tek cepheyi gözüne kestirip, diğerleri için "Satayım anasını" diyen kitle. Halbuki bu savaş tek cepheli değil.
İçerideki "Ne olursa olsun da şu Kızıl Sultan gitsin" muhalefetini zikretmeye gerek yok. Bu şartlarda bile o zihniyet kifayetsizliği sürüyorsa, onları konuşmaya değmez.
Ama ya işin "icra makamı" ayağı?
Pazar günü mitinge niye uğramadı Nihat Özdemir? Başka bir farizesini mi yerine getiriyordu? Yoksa olası tepkilerden mi çekindi? Bundan sonra tepki görmemek için Olimpos Dağı'na mı çekilecek?
Hadi bunlar işin Nihat Özdemir ayağı. Bir de diğer tarafa bakalım.
Nihat Özdemir mitinge gelseydi de bir şekilde tepki görseydi. Ne olacaktı? Fenerbahçe'de Aziz Yıldırım'ın tribün politikaları ve grupların kendini öz eleştiriden muaf tutması sebebiyle iyice keskin bir hal alan "münferit - grup mensubu" taraftar ayrımı bir patlama mı yaşayacaktı? Kim bilir.
Bu soruları, 3 Temmuz'dan bu yana camianın kanaat önderi haline gelmiş isimlerin oturup bir düşünmesi gerekiyor.
Yazının başında "3 Temmuz'dan bu yana yaşanan süreci 'Fenerbahçe'nin Kurtuluş Savaşı' olarak nitelendiriyoruz" demiştim. Düzene karşı çıkarken, düzenin Fenerbahçe'ye vekaleten atadığı isimlerin karşısında durmamak, bu savaşın anlamından çok şey götürebilir.
Ankara hükumetinin, savaş sırasında ardı ardına çelme takmaya çalışan Damat Ferit için, "Yolumuza taş koymaya çalışıyor, diye düşünmeyin. Aslında iyi adamdır. Onun çevresi kötü. Savaş mavaş derken, sinirleri de bozuldu. Gidip gelmesi, bizimle uğraşması falan hep ondan. Şu işler geçsin, beraber bir Pera'ya akalım. Çok kafa adamdır Ferit. Valla lan!" diyen bir üyesi var mıydı acaba?
Kemal Tahir'in, "Devlet Ana" romanında, Kel Derviş'e söylettiği sözler geliyor aklıma:
"Yürümeyince yol alınmaz ya, doğru yolu tutmalı... İstemeyince ele geçmez ya, helaldan istemeli, haramdan değil... İğreti ata binmekten binmemek yeğ... Nâmert ipiyle derine inmemek yeğ... Kötü yoldaştan tek gitmeli, kötü avrattan tek yatmalı..."
Mesele budur. Devamı ...