19 Kasım 2012
Teşekkürler Fırat Aydınus
Yazar: Onur Kütük
Fenerbahçe adına kendimi en çok tekrarladığım konu 'Acaba biz gerçekten paranoyak mıyız?' sorusudur. Bu soruyu kendime defalarca sordum ve her defasında birileri çıkıp bunun doğru olmadığını bana kanıtladı. Öncelikle bunun için birkez daha Fırat Aydınus'a teşekkür ediyorum.
Kendini futbolsever ve de objektik olarak tanımlamaya çalışan bazı Fenerbahçeliler için komplo teorileri ile yaşayan Fenerbahçeliler var, bunlar herşeyi liselimedya ya da birilerinin lobi çalışmasına bağlayarak Fenerbahçe'ye zarar veriyorlar. Yaşananların zaman zaman insanlara bunu düşündürecek kadar fazla ve karışık olması en büyük etkenlerden tabi, lakin; bu haftasonu yaşananlar gibi beceriksizce yapılan bazı hamleler, açıklanamayacan eylemler onların da zihinlerini bulandırıp bazı soruları sordurması açısından önemli.
Eskişehirspor maçında yaşananlar, kırmızı kart, penaltı, es geçilen faul ve kartlar, 3 metre önünde elle kontrol edilen toplar, Ersun Yanal'ın yıllardır oynattığı darbeli, sert, yıldıran ve rakibi sinir krizine sokan dirsekli, çekmeli, vurmalı futbola tanınan taviz artık herkesin malumu. Öyle k,i konu Fenerbahçe olduğunda gözleri kör olan kimi medya mensupları da bu maç için üretecek argüman bulmakta zorlandılar. ,
Benim asıl söylemek istediğim ise Aykut Kocaman'ın çıldırışı ve maç sonu haykırışı. Hepimiz yıllardır tanıyoruz, futbolculuğunu da, idareciliğini de, antrenörlüğünü de bildiğimiz ve çoğu zaman 'fazla sakin' diye eleştirdiğimiz Aykut Kocaman'ı olay anında bu kadar sinirlendiren şey nedir? Bir kırmızı kart çıkması değil elbette. Bu sorunun cevabını da maç sonunda yine kendisi verdi.
Röportajı aynen yazıya döküyorum;
'' Değerlendirme yapmayacağım. Değerlendirmeyi MHK ve Fırat Aydınus yapmalı. Böyle birşey yok. Fenerbahçe'nin cezası sanki bitmedi. 3 Temmuz'dan beri yapılmayanlar kalmadı, bugün artık bardağı taşıran son damla. Ben biraz evvel gördüm stadı terkedip gidecektim orada. Böyle birşey olamaz yani. Bu kadar işkence olamaz yani. Haftalardır hep içimize atıyoruz, herşeyi içimize atıyoruz hep eziliyoruz. Bütün Fenerbahçeliler de bunu dinlesin artık yeter. Söylenecek birşey yok, ne maçı değerlendirmesi? Ne sezonu değerlendirmesi? Ceza bitmedi yani, bir ceza var, kim verdi bu cezayı bilmiyoum ama bir ceza var yani, çok net gözüken o. İnanın bana maçı terkedip gidecektim orada. Sadece maçı değil, futbolu terkedip gitmek istiyor insan. Yazıklar olsun ya. Söylenecek hiçbirşey yok. Fırat Aydınus'un da ben ön yargılı olduğunu düşünüıyorum, iyi bir hakem olabilir ama ön yargılı, ön yargılı da iyi hakem olunmuyor maalesef. Böyle birşey olamaz, bir takımın hele büyük bir takımın kaderiyle böyle oynanamaz. Ayıp, ayıp. Yazıklar olsun! ''
Röportaj baştan sona bir isyan ve haykırış ama içerisinde çok önemli bir bilgi de barındırıyor. Nedir bu Fenerbahçelilerin artık bilmesi ve duyması gereken şey? Haftalardır içimize atıp hep ezildiğimiz şey? Aykut Kocaman'ın söylediklerinden çıkan sonuç;
Malum 3 Temmuz sürecinde Fenerbahçe'yi düşürmeye ya da ceza vermeye cesareti olmayanların yaptığı gizli anlaşma ile aslında verdikleri bir ceza var. Bu ceza kağıt üstünde olmasa da arka planda sinsice işlemeye devam ediyor. Medya, TFF, kurullar, borsa, bankalar ve rakipler kullanılarak sinsice ve ince ince verilen bu cezanın uygulaması devam ediyor. Medya ile yıprat, karıştır, fikstür ile ez, hakem ile doğra, kurullar ile ceza yağdır, rakiplerinin cezalarını affet, amatör branşlarına sponsor buldurma, iç muhalefeti kulan ki kafasını kaldırmasına fırsat bulamasın. Belli ki birileri de bunun garantisini almış olmanın rahatlığıyla seslerini soluklarını çıkarmıyor. Trabzonspor kendi insiyatifi ile safdışı, Beşiktaş'ın hali ortada, Fenerbahçe'ye verlen gizli ceza uygulanırken geriye kim kalıyor? Fenerbahçe batarsa futbol batar düşüncesinden yola çıkarak kendi aralarında yaptıkları bu gizli anlaşma ile Fenerbahçe'yi 3-5 sene şampiyon yapmayıp birilerinin önünü açacak bu düzeni haykıra haykıra anlattı Aykut kocaman, daha açık nasıl ifade edilebilirdi bilmiyorum.
Şimdi üzerimize düşeni hep beraber düşünme zamanı; Yönetim, teknik ekip, sporcular ve taraftar ile söz konusunun ''Fenerbahçe'' olduğunu birkez daha, tam bir birlik ile hatırlama zamanı. Herkes yine üzerine düşeni yapmak zorunda. Yönetimin ve başkanın üzerinde sallanan yargıtay kılıcı ve farklı yerlerden gelen baskılar sonucu etkin rol alamadığı ortamda, Aykut Kocaman'ın ön plana çıkması ve bu mücadeleyi sergilemesi normal gibi görünse de başarıya giden yolda alacağı duygusal ve zihinsel yorgunluğu kaldıramayabilir. İş dönüp dolaşıp her zaman olduğu gibi taraftar da bitiyor. Herkes de bir yorgunluk, bir yıpranmışlık söz konusu olsa bile elimizi yüzümüzü yıkayıp kendimize gelmemiz için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı. Aykut Kocaman üzerinde oluşabilecek bu zihinsel ve duygusal yorgunluğu paylaşacak ve hafifletecek olan yine Fenerbahçe taraftarı. Ve iki gündür gördüğüm kadarıyla Fenerbahçe'nin kalbi olan o mekanizma harekete geçmiş durumda.
Bu haftasonu yaşananlar ve bu haykırış yaşanmamış olsaydı düzen ince ince çalışmaya devam edecek bunu yazmaya çalışanlar da komplo teorisyeni olacaklardı. Hiçbir zaman bilemeyeceğiz, Fırat Aydınus hata mı yaptı, sadece Caner'e mi ön yargılıydı, birilerinin talimatı ya da ters esen rüzgarın etkisinde mi kaldı? Fakat; bu haykırış ile tüm Fenerbahçelilerin bu gizli cezayı bilmesini, bu kurulu düzeni bozmak için hareket etmesini ve geleceği ile oynayan bu gizli anlaşmanın bozulması için olup bitene farklı bir gözle bakılmasını sağladığı için Fırat Aydınus'a ne kadar teşekkür etsek az.
Devamı ...
Fırat Aydınus: Bir Algı Zehirlenmesi Örneği
Şüphesiz Fırat Aydınus Fenerbahçe’ye kötülük yapmak için şer güçler tarafından laboratuarlarda yaratılmış bir hakem değil, çünkü memlekette Fenerbahçe’nin her türlü kötülüğe uğraması konusunda birini ikna etmek için öyle bilimsel laboratuarlara falan ihtiyaç yok. O kadar şirazesinden çıkmış rasyonellikle bağını kesmiş bir Fenerbahçe düşmanlığı yayan ortam var ki bırak maçı yöneten hakemi sahadaki top toplayıcıyı bile Fenerbahçe aleyhine bir şey yapmaya sevk ediyor.
Fenerbahçe’nin mütehakkim güç olduğu ve asla mağdur olamayacağı her türlü hile ve desisenin merkezi olduğu ve her türlü kötülüğü hak ettiği yönünde 3 Temmuz’dan önce başlayan 3 Temmuz’la birlikte bütün utanma sınırlarını da aşarak adeta bir heyula haline gelen bir algı var.
Bu algı ortamında futbol ortamındaki bütün özneler saygın bir yer edinmek,yerlerini korumak ya da mesleki ikballeri için bir şekilde Fenerbahçe’yle bir yakınlıkları olmadığını ispat etmek için yarışıyorlar.
Federasyon mu seçiliyor, hemen ilk haftası Fenerasyon deyip, adamları Fenerli ilan ediyorsun ve sonra o federasyon Fenerli olmadığını ispat etmek için Fenerbahçe hakkında akla mantığa sığmayacak kararlar veriyor.
“Hakemler Fenerbahçe’den korkuyor” diye bir şehir efsanesi yaratıyorsun, hakemler Fenerbahçe lehine düdük çalarken on kere düşünüyor. Son on yılda ligin en çok puan toplayan ve en çok gol atan takımı olmasına rağmen nasıl olup da bu takımın Galatasaray, Beşiktaş Trabzon ve G.Antep’den daha az penaltı atabildiğini sormamıza rağmen utanmadan hala hakemler Fenerbahçe’den korkuyor diye bir kamuoyu algısını üretmeye devam ediyorlar. Hakemler futbol ortamından kopuk yetişmiyorlar. Kimin lehine hatanın kabul edilebilir kimin lehine hatanın kariyer bitirici etkisi olduğunu en iyi koklayan da bizzat onlar.
Şimdi yakın geçmişten birkaç örnek verelim. 2005-2006 sezonunda Konyaspor-Fenerbahçe maçında Anelka’nın faullü meşhur golünün hakemini hatırlayalım. Özgüç Türkalp Fenerbahçe lehine yaptığı bu hatanın bedelini federasyonun en gözde hakemlerden biri olma yolundayken 1. Ligde ayda yılda maç yöneten bir hakeme dönüşmesiyle ödedi. Aynı yıl Samsun deplasmanında Nobre’nin düşüşüne penaltı verip Kerem’i oyundan atan ve Fenerbahçe’nin 5-0 kazandığı bir maçın sonunda lince maruz kalan Serdar Tatlı o sene sonunda sakatlığını öne sürerek hakemliği bıraktı.
Oysa aynı sene Fenerbahçe’nin hem kupadaki hem ligdeki Denizli maçlarını katleden Selçuk Dereli üst düzey maçları yönetmeye devam etti, Fenerbahçe nefretini bir şampiyonluk kaybı bile törpüleyemediği için 2006-2007 sezonundaki Türkiye Kupası yarı finali ikinci maçı olan Fenerbahçe-Beşiktaş maçında benim ömrümde gördüğüm en bilinçli ve kötü niyetli hakem yönetimini gösterip bir de Türkiye Kupasını kaybettirdi. O maçı Baki Mercimek’in nasıl olup da kırmızı kartsız tamamlayabildiği geçen yıl play-offdaki Trabzon maçında Zokora’nın Emre’ye öldürmeye yönelik tekmesine rağmen maçı nasıl tamamlayabildiği sorusuna kadar İsviçreli bilim adamlarını meşgul ediyordu. Söz Selçuk Dereli’den açılmışken yine 2004-2005 sezonunda Trabzon deplasmanında seke seke tedaviye giden Nobre’ye gösterdiği kırmızı kartı da unutmak mümkün değil.
Aynı sezon içinde Fenerbahçe lehine hata yapan iki hakemin kariyerine bakın bir de Fenerbahçe aleyhine antoloji yazacak kadar hata yapan hakemin kariyerine bakın. Biraz daha ilerleyelim Cüneyt Çakır’ın Ali Sami Yen’de bize 9 kişi tamamlattığı maçtan sonra kariyer çizgisine bakalım,Hüseyin Göçek’in iki sene önceki üç penaltı vermediği Fenerbahçe- Antep maçındaki rezil performansına, Galatasaray lehine yaptığı 50 hatayı ekleyip nasıl Fifa kokartını koruduğunu da bakalım. Ve en bariz örnek geçen sene Karabük maçında Muslera’yı haklı biçimde attıktan sonra M.H.K’nin kendisini yalnız bıraktığını söyleyip hakemliği bırakan Bünyamin Gezer’i hatırlayalım. Hakemlerin kendisinden korktuğu iddia edilen Fenerbahçe aleyhine hata yapan hakemleri yerinden oynatamazken, Ali Aydın’a düdük astıran “centilmen kulüp” Galatasaray’ın hangi görünmeyen ellerle Bünyamin Gezer’in başını yediğini de soralım .
Tabii ki her takımın lehine ya da aleyhine hata yapılıyor bu işin doğası gereği böyle. Mesele hangi takımın lehine ya da aleyhine hata yaptığınızda önünüzün açılacağının ya da kapanacağının bilincinde olmanız gerektiği. Fırat Aydınus aptal bir adam değil, Cüneyt Çakır’ın misak-ı milli içinde hangi görevleri layıkıyla yerine getirerek uluslararasılaştığını en yakından bilen hakem. Dolayısıyla Fenerbahçe aleyhine bu kadar fütursuzca karar verebilmesini bu ülkedeki hakemlerin son 10 -15 yılda nasıl önlerinin açıldığını çok iyi bilmesine bağlamamız lazım.
Galatasaray’ın 96-00 arası uluslar arası alandaki başarısı bu ülke içinde yaptıkları her şeyin üzerini örttü, aynı dönemde Ahmet Çakar da Avrupa’da en çok sayılan, görev alan hakemimiz etiketiyle Galatasaray maçlarında ülke içi çırakları (Vahap Beyaz)ile beraber kolaylaştırıcı rolünü rahatlıkla oynayabiliyordu. Bu konuda yapılan her eleştiri “adam Avrupa’da maç yönetiyor beyler” argümanıyla, hakem hatalarının Galatasaray lehine yapılması eleştirisi de “adamlar Uefa Kupasını ’da mı hakemle alıyor beyler” argümanı gibi veciz argümanlarla susturuluyordu.
Galatasaray’ın 20’nin üzerinde penaltı attığı, Burak Yılmaz’dan daha iyi kendini atan tek futbolcu Arif Erdem’in tek başına Fenerbahçe’den daha fazla penaltı kazandığı sezonları, 80 metreden penaltı çalan Vahap Beyaz’ları , Kocaeli’yle Cumhurbaşkanlığı maçının uzatmasının son dakikasında korner atmaya gidecekken dönüp hakemin penaltı verdiğini gören maçtan sonra da utanmadan penaltıydı diyen şimdinin vekili Hakan Şükür’ü, her iki maçta bir hakeme itiraz etti diye atılan Kemalettin’e rağmen hakemin anne baba ve yakın sülalesine her maç el kol marifetiyle küfredip ne hikmetse atılamayan cesur yürek Bülent Korkmaz’ı , Erol Ersoy’un ayağına basıp küfür ettiği için mahkemeye verdiği ama Haluk Ulusoy federasyonun sadece 6 maç ceza verip Fenerbahçe maçına yetişmesi sağlanan Hagi’yi görmüş birileri olarak bugün yine benzer bir senaryonun figüranlarını mı izliyoruz düşüncesini taşımayan Fenerbahçeli yoktur sanırım.
15 sene sonra hakemler açısından yine benzer bir senaryoyla yüz yüzeyiz. Bu sefer de Cüneyt Çakır ve Fırat Aydınus uluslar arası maç yönetmeleri kalkan yapılarak Türkiye içinde birtakım dengeleri değiştirmek için kullanılıyorlar. Gelebilecek her eleştiri bu adam Avrupa’da şu maçı yönetiyor diye püskürtülecek. Haluk Ulusoy bir yerlerden gülümseyip “biz iktidarda değiliz ama fikirlerimiz iktidarda” diyordur herhalde.
Bu düzen iki hakemin 5 hafta maç yönetmemesiyle, iki hafta sonra Fenerbahçe lehine bir karar verilmesiyle falan bitmez, bu ülkede söylediklerinizin ciddiye alınmasını isteyen karikatürleştirilmeyen bir gazeteci olmak istiyorsanız Fenerbahçeli olduğunuzu nasıl saklamanız gerekiyorsa, eski Fenerbahçeli bir futboluysanız şikeci olmadığınızı ispatlamak için Fenerbahçe’ye karşı iki kat koşmanız gerekiyorsa, satılmamış kaleci olmak için Fenerbahçe’den asla ve kat’a gol yememek gerekiyorsa ikbal vadeden bir hakem olmak için de Fenerbahçe lehine hata yapmayan bir hakem olmanız gerekiyor. Fırat Aydınus da bu görevi yerine getirdi, artık en az meslektaşı Cüneyt Çakır kadar önü açık.
Devamı ...