17 Mart 2011

Farkında mısınız Turgay Atasü görevde hala.



Kendisinden en son 26 Şubat tarihinde haber aldık: " “Bizim temel görevimiz sağlık ve ahlak koruyuculuğudur. Doping kontrolleri sırasında alınan örnekte doping maddesinin var veya yok olduğunu söylemek analizi yapan laboratuarın, bu durumun ceza gerektirip gerektirmediğine karar vermek ise disiplin kurullarının görevidir” diyordu. Türkiye bir pişkinlik cenneti. Geçen Kaan Sezyum yazıyordu, bu olaylar mesela adamın tekinin üstünüze çay döktükten sonra "Ne oldu canım öldün mü yani?" demesi gibi.

Tabi olanlar çay dökmekten biraz daha vahim. Turgay Atasü diyelim çay dökse tek derdimiz temizleme masrafı olur. Başının gözünün sadakası olsun. Şu olayda dünyanın en saygın sporcularından birinin adı dopingci çıktı, sevdiği spordan uzaklaştırıldı, kulübün ona yaptığı yatırım karşılıksız kaldı ve muhtemelen bir Avrupa başarısı da engellenmiş oldu. Ne gam! B numunesi açıklanmadan önce apar topar medyanın önüne çıkıp, "Taurasi normalde 2 sene ceza alır. Hiçbir suçlu ben yaptım demez" diyerek aynı anda disiplin komitesi başkanı, test ekibi ve Judge Dredd olabilen "duayen", böyle bir açıklama yapmasının dahi hukuka aykırıyken ne kadar da kendinden emin ve mağrurdu. O zamanlar bütün formaları üstüne giyip, her apoleti omzuna takan saygın, nazik, büyük, duayen, spor adamı, tebabet dünyasının yükselen yıldızı bir anda kendisine koruyuculuk görevini yeterli görmüş, ceza verip vermemenin kimin ve hangi kurulların görevi olduğunu da öğrenmiş görünüyor.

İnsan utanır.

Çünkü eğer 26 Şubat'ta söylediğiniz doğruysa daha önce yetkinizi aşmışsınız istifa edin, yok eğer 26 Şubat'ta söylediğiniz yanlışsa o zaman Taurasi'ye yaptığınız haksızlıktır istifa edin.

Türkiye'de koltuk sanayii çok gelişmiş. Bütün dünyada insanların yüzü kızarırken, bizdeki koltuklara oturanın yüzü bir kere bile kızarmıyor.
Devamı ...