22 Aralık 2011
Banu Hanım'ın Hayalkırıklıkları Üstüne

Bilindiği gibi 3 Temmuz’dan sonra içimiz dışımız telefon kaydı oldu. 150 sayfalık bir romanı bile "çok uzun lan" bu diye okumayan insanlar oturdu klasör klasör telefon konuşmasını bana mısın demeden okudu. Eskiden tefrika halinde yayımlanan romanlar gibi artık iddianame çağında yaşadığımız için gazeteler gün gün tapeleri tefrika etmeye başladılar. Özellikle soruşturmaya dair ek klasörlerin hiçbir ayıtlanmaya tabi tutulmadan medyaya verilmesi ve medyanın da kendinden beklendiği gibi hiçbir editoryal sorumluluk hissetmeden hezeyan içindeki insanlara pornografik servis yapması insanları ayağa kaldırması gereken bir şey olması gerekirken bizde vaka-i adiyeden sayıldı.
Öncelikle şunu söyleyelim soruşturmayla yakından uzaktan alakası olmayan insanların gerek kendi gerek üçüncü kişiler nezdindeki konuşmalarını bu denli açık bir şekilde ifşa edenlere "Ne yapıyorsunuz, insanların özel hayatına dair bilgileri niye sızdırıyorsunuz"? demeden direkt bu diyaloglara atlamak, bunları sağda solda paylaşmak ve ondan sonra Türk futbolunu yönetenler ne kadar seviyesizmiş diye ağlamak ve kendini ahlaki olarak üst perdede görmek hiç de ahlaki bir durum değildir.
Bunu Twitter’da da paylaştım burda da yineleyeyim iki insanın Demet Akalın hakkında uygun olmayan bir diyalogu mu daha vahimdir, bu iki insanın bu diyalogunu hiçbir kamusal amaç yokken milyonlar okusun diye servis etmek mi? Üstelik bunu yapan, bu dosyaları servis eden insanlar bizim özel hayatımızı korumakla görevl olan savcılar ve hakimler. Banu Yelkovan’a göre ikisi de aynı derecede vahimmiş, aralarında bir sıralama yapmıyormuş kendisi. Oh ne güzel. Konuşmaların neden servis edildiğine mesela Can Arat’la sevgilisinin diyaloglarının milyonlarca insana neden okutulduğuna, niye gözünün içine sokulduğuna falan kulak asmadan ahlakçılık taslamak ahlaki falan değildir.
Arkadaşları arasında pornoya karşı olduğunu söyleyip bilgisayarında 40 gb porno olan ergen ahlakıyla, insanların özel konuşmalarının dinlenmemesi gerektiğini söyleyip sonra o diyaloglar üzerinden ahlaki pozisyon alan insanlar aynı iki yüzlülüktedir.
Bir de yine Banu Hanım’ın şahsında tecessüm eden şu tepkiye bayılıyorum, “Türk futbolunu bunlar mı yönetiyor, bu kadar küfürlü konuşan adamlardan her şey beklenir, somut bir şey çıkmasa bile bunlar yeter" falan, ben de bu kafayı anlamıyorum. Tamam Banu Hanım acayip romantik bir futbolsever, orasını anladık da bu tapeler olmasaydı yani 2 Temmuz günü Türk futbolunu Frankfurt Okulu tedrisatından geçmiş, 50 lerin İstanbul Türkçesiyle konuşan adamlar yönetiyor mu sanıyordu ? Aziz Yıldırım’la Sinan Engin’in mesela sinkaflı konuşmadığını düşünüp "ne olacak bu Foucault sonrası post yapısalcılık azizim" diye mi muhabbet ettiklerini düşünüyordu? Bülent Uygun la Eskişehir başkanı aralarında Rembrandt sonrası klasik resim tartışıcak diye mi bekliyordı?
Sanki daha önce futbol dünyasındaki düzeysizlikten kendisi hiç şikayet etmemiş, iki kelimeyi bir araya getiremeyen futbolculardan bezginliğini dile getirmemiş gibi şaşkınlığa uğradım, hayalkırıklığına uğradım beyanatları da bir acayip. Ben de başta Banu Hanım ve romantik futbol mütefekkirlerinin 3 Temmuz’dan bu yana operasyondaki onlarca acayipliğe, Fenerbahçe’ye yapılan zulüme "yok romantiğiz yok temiz futbol istiyoruz" diye ses çıkarmadan, savcının acayipliklerine tek laf etmeden "hijyenik" gazeteciliği karşısında şaşkınlığa uğruyorum . Hangimizin şaşkınlığı daha sahici acaba?
Keşke Banu Hanım mesela savcının "Fenerbahçe şampiyon olmasa soruşturma olmayacaktı sözü karşısında, etik kurulun Fenerbahçe dışında hiç bir suçlu bulamadığı rapor karşısında bizzatmeslektaşlarının toplu linçi karşısında da hiç değilse kısmi bir hayalkırıklığına uğrasaydı. Herhalde bunlar telefon kayıtlarıyla değil açık açık yapıldığı için kendisinin hayalkırıklığı kriterlerini karşılamadı.
Normal bir ülkede insanlar telefonlarının kaydedildiğini düşünmeden birbirleriyle istedikleri şekilde konuşurlar. Küfürün günlük konuşma dilinin yarısından fazlasını kapladığı bizim gibi ülkelerde de telefon konuşmalarının böyle olmasından daha doğal bir durum yok.Öncelikle eleştirilmesi gereken şey özel hayatın gizliliğinin nasıl bu kadar pervasızca ihlal edilebildiği olmalıyken tutup bu olayın faillerine hiçbir şey demeyip konuşmanın muhataplarına böyle konuşmayın diye ahlak dersi vermek ancak bu coğrafyada alkışlanır.
Artık şu ikiyüzlü ahlaktan kurtulalım. Behzat Ç de kamera önünde milyonlarca insanın duyduğu küfürlü diyalogları duyup "adamlar gerçekçi abi" diye kutsarken, futbol dünyasından iki kişinin kendi arasında dinlendiklerini bilmeden yaptıkları konuşmaları "ay ne ayıp" diye karşılamazsak daha inandırıcı bir ahlaki pozisyonumuz olur. Ahlaki konum toplumun ortalamasının sizden duymak istediği şeyi söylemekle falan alınmaz, seks kaseti çıkan evli bir adama "Allah belanı versin gül gibi karının üstüne yapılır mı bu1"? tepkisini toplum sizden bekleyebilir, bu tepkiyi vermek olağan da karşılanabilir ama ahlaki açıdan doğru pozisyonda olduğunuzu göstermez, siz bu kasetin ne hakla nasıl milyonların gözünün içine sokulduğunu sormadan linç korosuna katılırsanız kendisini vicdan sahibi sanan ancak iki yüzlü ahlak anlayışının bir figüranı olabilirsiniz
Her gün birinin seks kaseti çıkıyorken, siyaset bile bunun üzerinden şekillendirilirken, insanları itibarsızlaştırmak için telefon diyalogları ortaya dökülüyorken bu pornografinin bir parçası olmayı , başkalarının özel hayatına saygı duymaya tercih edersek merak etmeyin bir gün sıra bize de gelecek.
Devamı ...