10 Eylül 2011
Adalet Bakanı'na Sorular
Sayın Adalet Bakanı, 30/08/2011 tarihli gazetelerde yer alan bilgilere göre özetle "Denizfeneri savcılarının HSYK tarafından bir soruşturmaya uğradığını, kimi evraklarda tahrifat yapıldığının tespit edildiğini" ifade etmiş "Kemal Kılıçdaroğlu'nun "dosyayı gördüm, çok ciddi iddialar var" sözlerinden hareketle de soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiğini, Sayın Kılıçdaroğlu'na soruşturma evrakının kim tarafından ve nasıl sızdırıldığını, henüz davalı vekillerinin bile görmediği iddiaları Kemal Kılıçdaroğlu'nun nasıl gördüğünü" sormuştur. Bütün bunlar, tabi pozisyon olarak, son derece doğru. Ancak Sayın Bakan da takdir eder ki, bahsettiği ilkelerin eşitlikçi bir şekilde herkese karşı uygulanması halinde adil bir tutumdan bahsedebiliriz. Bir soruşturmada, soruşturma evrakının servis edilmesi "suç" olarak sayılırken, diğer soruşturmada evrakların servis edilmesi sessizlikle karşılanıyorsa bu herhalde güven verici bir tutum değildir.
Bu sebeple, aşağıdaki sorular şunlar.
1- Sayın Bakan Adalet Bakanlığı'nın genelgelerinde belirtilen ilkelere aykırı tutumlara karşı nasıl bir yol izlemeyi düşünüyor?
Örneğin Adalet Bakanlığı'nın 05/01/2006 tarihli genelgesi aynen şu şekildedir:
"ADLİ KOLLUĞUN GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI İLE SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİ HAKKINDA GENELGE
"Bilindiği üzere;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; "Suç ve cezalara ilişkin esaslar" kenar başlıklı 38'inci maddesinin dördüncü fıkrasında; "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz."
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6'ncı maddesinin ikinci bendinde; "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır."
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 285'inci maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlâl eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlâli açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz."
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun; "Soruşturmanın gizliliği" kenar başlıklı 157'nci maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir."
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi;
Allenet de Ribemont - Fransa davasında (10.02.1995), başvurucunun poliste gözaltındayken üst düzey bir polis memuru tarafından basın toplantısında bir cinayetin azmettiricisi olarak gösterilmesi üzerine, bunun masumiyet karinesinin ihlali olduğuna,
Sekanina - Avusturya davasında (25.08.1993), suçsuzluk karinesinin yargılama öncesinde olduğu kadar beraattan sonra da gözetilmesi gerektiğine, sanığın beraatı kesinleştikten sonra yerel mahkemenin başvurucunun suçuna ilişkin şüphelere dayanmasının artık kabul edilemez olduğuna,
Hükmederek, anılan ülkeler aleyhinde kararlar vermiştir."
" Bu itibarla;
1 - Soruşturmanın gizliliği ilkesi nazara alınarak;
Kişilik hakları ve suçsuzluk karinesi ile delillerin güvence altına alınması da göz önünde bulundurulmak suretiyle, gözaltındaki kişilerin suçlu olarak kamuoyuna duyurulmasına, basın önüne çıkarılmasına, kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine, görüntülerinin alınmasına, teşhir edilmelerine sebebiyet verilmemesi, soruşturma evrakının basın organlarında yayınlanmasının önlenmesi,
Soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyerek istediği belgelerin bir örneğini alabilen şüpheli, mağdur ve vekillerinin de gizli kalması gereken hususları açıklamamaları yönünde uyarılması,
Kamuoyunda ciddi rahatsızlıklar yaratan bu nevi uygulamalara son verilmesi, bu bentlerin aksine tutum ve davranış sergileyenler hakkında derhâl yasal gereğine tevessül olunması,"
Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim."
Oysa İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından genelgede belirtilen hususlara dikkat edilmemiş, 06/07/2011 tarihinde yapılan açıklama ile, hali hazırda soruşturma safhasında devam eden bir dava ile ilgili olarak "19 maçta şike ve teşvik primi tespit edildiği" beyan edilmiştir.
Adalet Bakanlığı'nın ilgili genelgesine göre bu ifade hem "adil yargılanma" ilkesinin ihlalidir hem de genelgeye aykırı bir tutum oluşturmaktadır.
Bu zamana kadar Adalet Bakanlığı açıklamayı yapan Emniyet Müdürlüğü hakkında adli ve idari organlar nezdinde herhangi bir başvuruda bulunmuş mudur? İçişleri Bakanlığı'nı da uyararak gereken disiplin soruşturması açılmış mıdır? Bu açıklamayı yapanlar hakkında herhangi bir işlem yapılmış mıdır?
2- 3 Temmuz tarihinden sonra yaklaşık olarak 50 gün boyunca medya organlarına bilgi ve belge sızdırılması hakkındaki tutumu nedir?
Herkesin bildiği gibi 3 Temmuz'dan sonra, soruşturma dosyasında bulunması gereken bilgi ve bulgular medyada yer almış, dahası örneğin Sanem Altan 250 sayfa belgeye ulaştığını ve bunları okuduğunu ifade etmiş, Mehmet Baransu, Rasim Ozan Kütahyalı gibi gazeteciler de belgeleri okuduklarını, gördüklerini beyan etmişler hatta 6 Temmuz 2011 tarihli Telegol isimli programda 6 adet muhabir ellerinde dosyalar ile bu belgelerden kamuoyuna okumalar yapmışlar, yetmemiş, soruşturma kapsamında ifadesi alınan şahısların ifade tutanakları internete yüklenerek, dolaşıma sokulmuş, hatta Ümit Aktan kendisine ait Facebook hesabından dileyenlerin emaillerine bu ifadeleri gönderebileceğini ifade etmiştir. Bir başka deyişle, "soruşturmanın gizliliği" ilkesi bütünüyle ihlal edilmiş, soruşturma safhasındaki şüphelilerin ve vekillerinin ulaşamadığı tüm bilgi ve belgeler internet ve medya organları tarafından servis edilmiştir.
Bu belge ve bulgulara normal şartlar altında gazetecilerin sahip olamayacağı, ancak bu belgelerin kendilerine emniyet veya savcılık tarafından verilmesi halinde bulgulara ulaşabilecekleri izahtan varestedir.
Sayın Bakan, soruşturmanın gizliliğinin bu derece ihlali hakkında ne düşünmektedir? Soruşturmanın gizliliğini ihlal eden şahıs ve kişiler hakkında ne tip bir işlem başlatılması için gereken başvuruları yapmış, ilgili bakanlıklarla koordinasyon halinde gereken araştırmayı gerçekleştirmiş ve diğer yasal yetkilerini kullanmış mıdır? Bu zamana kadar yedinde bulunan tüm bu yetkileri kullanmamasının sebebi nedir?
3- Savcının "Fenerbahçe Sivasspor'u yenmeseydi soruşturma açmayacaktık" ifadesi hakkındaki görüşü nedir?
Bilindiği üzere, Aziz Yıldırım Cumhurbaşkanı'na yazdığı mektupta ilgili savcının "şayet Fenerbahçe Sivasspor'u yenmeseydi soruşturma açmayacaktık" yönündeki ifadesine yer vermiş, yine bu ifade Aziz Yıldırım'ın mektubundan önce de medyada yer almıştır.
İlgili Savcı, mektup üzerine yaptığı açıklamada "Soruşturmaya konu olan son 5 maçta şike olduğu ve maçların skorlarını maçlar oynanmadan önce bildiğimiz şeklinde hiçbir ortamda değerlendirme yapılmamış, görüş açıklanmamış olup, buna dair düşünce, yorum ve duyumlar tamamen hayal mahsulüdür" diyen Berk, söz konusu "asılsız ve gerçek dışı" iddiaların temel amacının soruşturma makamı ve mercilerini baskı ve etki altına almak ve kamuoyunu yönlendirmek olduğundan hiçbir kuşku bulunmadığını" savunmuş, ancak bu beyanıyla ilgili de bir yalanlamada bulunmamıştır.
Hali hazırda Sivasspor maçından önceki maçları da kapsayan bir soruşturma olduğu bu ifade ile birlikte düşünülürse, bu ifade şu manaya gelmektedir:
a) Sayın Savcı Sivasspor maçından önceki maçların yeterli suç şüphesini oluşturmadığına inanmaktadır,
b) Sayın Savcı, Sivasspor maçının kaybedilmesi halinde, daha önce "ciddi şüphe" oluşturduğunu düşündüğü maçların üstünü kapatarak soruşturmayı açmayacaktır.
Sayın Adalet Bakanı her iki durumu da hukuk nosyonu ve kavrayışı ile bağdaştırabiliyor mu? Şayet Sivasspor maçından önceki maçlar yeterli suç şüphesi oluşturmuyorsa bugün neden soruşturma kapsamı içerisinde sorgulanmaktadır şayet oluşturuyorsa niçin Sayın Savcı "Sivasspor maçının kaybedilmesi halinde" bu "ciddi şüphe" uyandıran maçların üstünü kapatacaktır?
Sayın Adalet Bakanı, kendi içerisinde son derece tutarsız ve yakışıksız olan bu durum karşısında hangi işlemleri yaparak, bu durumu düzeltme yolunu tercih etmektedir?
4- 6222 Sayılı Kanuna göre, bu kanuna aykırılıklarla ilgilenmesi gereken mahkemeler, HSYK tarafından görevlendirilecek olan özel ihtisas mahkemeleridir, ancak şu an davayı özel yetkili mahkeme ele almaktadır, Bakan bu durumun düzeltilmesi için gereken başvurularda bulunmuş mudur?
Bilindiği üzere, 6222 sayılı kanunda belirtilen suçlarla ilgili iddialara bakmakla yükümlü mahkeme, yine aynı kanuna göre HSYK tarafından görevlendirilecek olan özel ihtisas mahkemeleridir.
Nitekim kanun aynen şu hükme sahiptir:
"MADDE 23 – (1) Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı yargılama yapmaya Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği asliye veya ağır ceza mahkemeleri yetkilidir."
Bu tarihe kadar HSYK tarafından bu tipte bir görevlendirme yapılmamıştır.
Soruşturmaya şu ana kadar özel yetkili bir mahkemesi bakmış ve normalde 6222 sayılı kanun çerçevesinde uygulama alanı bulmayan "tutuklu yargılama" gibi özel hükümler uygulama kabiliyeti bulmuş, bu sebeple de bir çok şahıs özgürlüklerinden mahrum edilmiş, soruşturma safhasında yaşanan ve burada bahsedilen usulsüzlükler sebebiyle de kendilerini savunma kabiliyetleri dikkate değer ölçüde ortadan kaybolmuştur.
Her ne kadar HSYK müstakil bir kurum olsa dahi, bilindiği üzere "Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir." Bu meyanda, Adalet Bakanı, bu usulsüzlüklerin ortadan kaldırılması ve kanunun görevli saydığı mahkemelerin kurulması için herhangi bir girişimde bulunmuş mudur? Şayet bulunmadıysa bunun sebebi nedir?
5- Sayın Bakan, soruşturmanın yürütülüş şeklini ilgili mevzuata uygun bulmakta mıdır?
6222 Sayılı Kanunun görevli saydığı mahkemede Başkanı bulunduğu HSYK tarafından gereken görevlendirme yapılmadığı için görülmeyen, soruşturmanın başından beri soruşturma evrakının medyaya servis edildiği sabit olan, kolluk kuvvetlerinin ilgili tüm genelgelere aykırı açıklamalarda bulunduğu, şahısların özgürlüklerinden mahrum edildiği, şüphelilerin bir kısmının psikolojik baskı gördüklerini ifade ettikleri, sayın Mehmet Şimşek'in "Fenerbahçe'ye yargısız infaz yapıldı" diye açıklama yapmasını, Başbakanın Danışmanı sayın İbrahim Kalın'ın "garabet" diye nitelidiği polis uygulamaları ile süslenen bu soruşturmanın ele alınış ve yürütülüş şeklinden hoşnut mudur? Bütün bu olayları "demokratik bir toplumun temel değerleri"ne uygun, "adil yargılanma ilkesi" ile orantılı, "temel hak ve hürriyetlerle" rabıtalı bulmakta mıdır? Şayet böyle bulmuyorsa, bütün bu hukuksuzlukların düzeltilmesi için hangi adımları atmış, elindeki yetkileri kullanmıştır?
Bütün bu olumsuzluklara karşı sessiz durmasının, kamu vicdanı nezdinde kendisini de sorumlu kılacağını hatırlatmaya şüphesiz gerek yoktur.
Hep birlikte, gereken adımların atılmasını ve ortaya çıkan suçların, usulsüzlüklerin bir an önce giderilmesini bekliyor ve takip ediyoruz.
Kolay gelsin.
Devamı ...